Üç tarafı denizlerle kaplı yarımada ülkesidir. Hem Avrupa hem de Anadolu kıtasında toprakları bulunan ve yapılan araştırmalara göre dünyanın merkezini de içinde barındıran ülkedir. Doğal güzelliklerle ve zenginlikleriyle bilinir. Yurtdışında yaşayan gurbetçi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için gelmiş oldukları iki aylık yaz tatilinde değerli paralarıyla dolu dolu alışveriş ve tatil yapabildiklerinden dolayı çok güzel bir benzetmeyle adlandırdıkları, sözde gurbette oldukları ülkede kurulu düzenleri olduğu için gelemedikleri cennet vatandır Türkiye. Gurbette kurulu düzeni olduğu için bırakıp gelemeyen vatandaşlarımızın aksine, ülkesini bırakıp -hatta bazılarının “kampanyalı vatandaşlık” ürünümüzden faydalanarak- akın akın gelen mültecilerin ülkesidir Türkiye. Sürekli diğer ülkelerin tehditlerine maruz kalan, dış güçlerin oyununa getirilmeye çalışan ülkedir.
Unutkanlık yapar bu ülke, vatandaşlarına kötü anları unutturan bir ülkedir. Çünkü bu ülkede her gün daha kötü bir gündeme uyanırsın. Bilirsin ki gece yatağa yattığında yarının daha kötü gündemi sana bugünün kötü gündemini unutturacak.
Sığınmacılara sağladığı sonsuz güzel imkanlarla misafirperver bir ülkedir. O kadar misafirperver ki kendi vatandaşlarına yedirtmez, sığınmacılarına yedirtir tüm imkanlarını ve insanlarını! O yüzdendir ki vatandaşları iştahlı, aç gözlüdür. Sinsi ve kurnaz yöntemlerle bulur işini ve aşını. Ya çalar kendi ülkesinden ya da yakıp yıkıp ormanlarını kendi eker hasadını. Sonra buna göz yumar bu ülke, görmezden gelir yine vatandaşını.
Her güzelin bir kusuru olduğu gibi Türkiye’nin de kötü yanı vardır. Korku hikayeleri anlatmaya bayılır. Eğer Türkiye’de yaşıyorsan yatağında güvenle uyuyabileceğini aslında bilirsin. Güvenirsin babanın (askeriye) varlığına, eminsindir annenin sevgisinden (vatan sevgisi) ve şüphen yoktur kardeşinin yanında olduğuna (birlik-beraberlik). Sonra masal vakti gelir, Türkiye oturur yatağının başına. Hatırlatır sana yatağının altının boş olduğunu ve başlar korku masalını anlatmaya. Savaştan, canavarlardan, babanın yetersiz olduğundan bahseder. Yatağının altındaki canavara inandırır seni, tereddütte düşürür. Kanma sen o masallara, babanın varlığını ve ailenin geçmişini daima hatırla! Masallarla uyuyacağına, büyüdüğünü kanıtla.
Cennet vatanımızın, cinnet kısmına denk gelen bizler; Nasrettin Hoca bir gün bahçesine koca bir dut ağacı dikmeye karar vermiş. Eline kazmayı almış, başlamış çukur kazmaya. Yoldan geçen bir komşusu, Hoca'nın bu yaşta ağaç diktiğini görünce şaşırmış:
“Hoca, bu yaşta ağaca ne gerek var? Hem bu ağacın meyve vermesi yıllar alır, sen bu meyveleri görebilecek misin ki?” diye sormuş.
Hoca, hafifçe gülümsemiş ve cevap vermiş: “Ben dikeyim de, varsın meyvesini başkaları yesin. Bizden öncekiler de dikip gitmedi mi? Onlar ekmese biz ne yerdik?”
Türkiye'nin sahip olduğu tarih, kültür ve dayanışma ruhu, bu karamsar hikayelerin ötesine geçebilecek bir güce sahip. Anlayacağınız, Türkiye'nin karanlık masallarına rağmen, umudu yeşertecek tohumlar hâlâ bu topraklarda, bizlerde saklı.