Her alanda, hayatın her dakikasında yönlendirilmesi gerek bir güç duygusal zeka… Son zamanlarda özellikle iş hayatı için gündemimizde çokça olan bir konu. Aslında varlığı insan doğumu; ama nedense son zamanlarda farkına varılmış ve önemi anlaşılmış.

Başarının temel taşlarından olan duygusal zekanın asıl gücü hissettiğimiz duygular ve o duyguları yönlendirmekten geçiyor. Duygusal zekaya sahip biri sadece kendisi için değil, çevresi için de empati kurabiliyor, kendimizi anlarken başkalarını da anlayabildiğimiz gizli bir dil oluşturuyor.


Peki bir düşünelim, bencil ve kendi dertlerine odaklanmış biri başarılı olabilir mi? Tabiki hayır, yaşadığı sorunlarda karşısındakine ilk önceliği verip anlayan, sorgulayan ve neye ihtiyacı olduğunu karşısındakine soran kişi aslında duygusal zekası yüksek biri oluyor. Aslında buna bir süreç olarak bakmalıyız. Yaşadığımız her duygusal yaşanmışlık, onu yönetebildiğimiz kadar bizlere değer katar.


Duygusal zeka, sadece bireysel bir olgu değil; aynı zamanda toplumsal bir davranış şeklide oluşturmalı. İşte o zaman empati kurabilen, kendi duygularının farkında olan, daha anlayışlı ve daha barışçıl bir toplum olarak birbirimizi dinler, anlamaya çalışır ve en önemlisi de birbirimize karşı duygularımızı kontrol etmeyi öğreniriz. Biz yönlendirebildiğimiz bu enerji ile hem bireysel hem de toplumsal ilişkileri güçlendirir, daha sağlıklı bir iletişimle olgunlaşırız.


O zaman duygusal zeka için hayatımıza anlam katıyor diyebiliriz. Biz onun değerleriyle hayatımızı dengeli kılar, her alanında mutluluğu yakalayabiliriz. Bizler sadece çalışmakla değil; duygularımızı doğru ifade ederek, yönetebildiğimiz kadar başarıya ulaşabiliriz.

Bir sonraki yazıma kadar sağlıcakla kalın.