Ramazan bayramı her yıl aynı tarihte kutlanmasa bile her yıl aynı heyecanla kalplere yerleşir.
Bir ay boyunca tutulan oruca Ramazan bayramının ilk günü kalabalık zengin bir sofrada veda edilir. Bayram sabahı erkenden kalkar, en sevdiğimiz kıyafetlerimizi giyeriz. Çoğu zaman kalablık sabah kahvaltısında buluşur, ilk olarak çekirdek ailemizle bayramlaşırız. Küçükler heyecanla ceplere giden ellere bakarken, büyükler küçükleri tarafından hatırlanmanın mutluluğunu yaşarlar. Bayramda kırgınlıklar köşeye atılır, küsler barıştırılır. Yani en azından eskiden böyleydi.
Gün geçtikte bayramlarda biraz değişmeye başladı. Artık sofralar ne kadar insanlar için kurulsada, story atmalık fotoğraf çekmeden başlanmıyor kahvaltıya. Fiziki ziyaretler yerini görüntülü aramalarla dolduruyor. Bayram alışverişine gidilmiyor, hatta bayram için eskisi gibi hazırlanılmıyor. Hatta büyüklerin hatrı ayıp olmasın diye telefonla aranan bayram ziyaretlerinde soruluyor. Kapılarımızın zilini mahallenin çocukları şeker toplamak için çalmıyor.
Hatırlamak, gönül almak, hatır sormak… Aslında bunları günlük hayatımızın içine alabilsek, alışkanlık edinsek, zorunluluktan değil samimiyetle yapsak belki o zaman bayram yılda birkaç gün gelen, zorunlu bir misafir değil, Hayatın kendisi olur.
Yinede, bayramı bayram gibi yaşayanlara ve yaşatanlara iyi bayramlar.