- “Abiler durun, beni dinleyin. Bugün size bir hikâyem var. Sonunda bir şey öğrenmiş olacaksınız. Öğrenmenin yaşı yok biliyorsunuz. Ben bile her gün bir şey öğreniyorum.”

 Son cümle fazlaydı, o cümleyi kurmaya, söylemeye hiç gerek yoktu. Su altı sporları aletli dalış öğretmeni Raci Geniş böyleydi işte. Söyleyeceğini söyler, sonra da hatasını telafi edecek sözcüklere gerek duyardı. Ne yapsın? Yaradılışı böyleydi. Herkese bir şeyler öğretme ihtiyacı onda hiç eksik olmuyordu ki..

 Bu hikâyenin yazanı değil ama sebebi Salim Apaş’tı. Kendisi son derece girişken, atak, cesur, her dalda bezi olan biriydi. O kadar ki neredeyse lüzumsuz işler müdürlüğüne bile göz kırpıyordu. Bir gün su altı sporları aletli dalış öğretmeni Raci Geniş ile birlikte geldi. Etrafına Kutay’ı, Mürsel’i, Ercan’ı, Yunus’u, Cengiz’i, Beyaz’ı, Ayhan’ı, Ferit’i,şu meşhur bülbül sesli Canibo vardı ya, Salim ona 7.65 derdihani, cam kemikli, tutmaya korkarsın, hemen bir yeri kırılabilir, işte o da dahil hepsini etrafına topladı. “Su altı sporlarından aletli dalış sporunu yapalım arkadaşlar, aletli dalış öğretmeni yanımızda. Bize bu sporu bir haftada öğretecek.”

 

Aletli dalış öğretmeni Raci yanında dizüstü bilgisayarıyla GSM şirketlerinin yeni çıkardıkları flaş bellek modemle birlikte tam tekmil gelmişti. Kapısının önünde güneşlendikleri dernek binasına girdiler. Raci dizüstü bilgisayarını, uygun bir girişine Flaş bellek modemi takıp açtı. Aletli dalış konusunda verdikleri kurslardan örnekler gösterdi. Su altı dünyasını bilmeyen yoktu. Herkes belgesel programlarda gördükleri o dünyanın güzellikleriyle büyülenmişlerdi zaten. Şimdi önlerinde bunu yaşamak fırsatı duruyordu. Bu kursa katılmaları yeterdi. Orada bulunanlar, biri dışında bu kursa katılma hevesindeydiler. İsimler alındı, gün belirlendi. Kurs günü geldiğinde sadece beş kişi kursa geldi: Kutay, Mürsel, Ercan, Yunus ve Beyaz. Kutay kafilenin başı oldu. Diğerleri havuzda dalışlara başladılar. İçlerinde 1.90 boy ve 110 kilo ile en irileri Beyazdı. Keçi sakallıydı. Başına bere, kasket, fotel, ne takarsa taksın yan takar, kara gözlüklerinin arkasından bakardı. Yeni çıkan ve daha çok engellilerin kullandığı, ünlü sunucu Orhan Boran’ın radyo zamanlarında akşam üstü reklam programlarında yayınlanan kısa oyun “Orhan Boran ve Yuki” programını hatırlatan adıyla üç tekerlekli Çin malı akülü aracında azametle otururdu. Gezi bitmiş geri dönüşbaşlamışken kafileyi

- “Hanımla baldız, gittiğin yerden hediyelik bir şey almadan gelme dediler, çarşıya uğrasak mı acaba? Yoksa ayıp olacak!” demişti ikide bir. Sonunda kafile mecbur kalmış birde çarşıya gidip hediyelik bir şeyler aramışlardı.

 

Olimpik havuzda yapılan ve bir hafta süren dalma kurslarının ardından beş kişiden dördü  dalış yapmayı öğrenmişlerdi. Kutay sonda ile yaşadığı için enfeksiyon kapmamak amacıyla suya girmiyordu. Öğretmen Raci yurt genelinde çevresi olan, öğrencilerini yarışlara sokan bir öğretmendi. Yaptığı yazışmalara kısa zamanda cevap alırdı. Bu kezde öyle oldu ve Ayvalık Kaymakamlığından iki günlük davet aldı. Üstelik kaymakamlık araç tahsis etmiş, iki adamla yollamıştı. O iki adam çok yardımcı olmuştu bu engelli sporculara. Yoksa bu kadar rahat seyahat edemezlerdi doğrusu. Ayvalığa geldiklerinde Cunda adasına inmişler, adadaki turizm yüksek okulunun misafir hanesine yerleşmişlerdi. Öğretmen Raci kafileye akşama balık ziyafeti vereceğini müjdelemişti. Akşam olduğunda da Ayvalık tostu yedirmişti herkese. Öğretmen Raci'nin evde yaptığı hesap çarşıya uymamıştı anlaşılan.

 

Ertesi sabah erkenden denize açıldılar. Dalgıç elbiselerini giydiler, oksijen tüplerini kuşandılar sırayla dalışlara başladılar. Mürsel, Ercan, Yunus dalmış ama Beyaz o koca gövdesiyle dalamamıştı. Ayağına kollarına ağırlık bağladılar, ayaklarından çekiştirdiler, bütün çabalar boşunaydı, Beyaz batmıyordu bir türlü. Koca bir gemi gibi suyun üstünde kalıyordu. O gün Beyaz'ı tüm uğraşmalarına rağmen batıramamışlar, tuzlu suyun kaldırma kuvvetini yenememişlerdi. Beyaz buna çok üzülmüş;

 

-“Bir kare resimlik dalsaydım iyiydi, yoksa boşuna gelmiş olacağım, üstelik fotoğraf makinemi bile bunun için getirmiştim” diye söylenip durmuştu. İkinci ve son gün gene erkenden denize açıldılar. Bu kez Beyaz'ı batırmaya kararlıydılar. Yanlarında o kadar ağırlık getirmişlerdi ki koca bir gemiyi bile batırabilirlerdi. Dünya kadar ağırlıklarla ve halatlarla Beyaz'ı batırmayı başardılar. Sonuçta o da bir kare resimlik dalış yapmış oldu.

 

Öğretmen Raci gezi sonrası şöyle demişti:

- “Bütün gemiler yüzmeleri için inşa edildikleri tersanenin havuzlarından denize indirilir. Biz insanları batmaları için denize indiririz. Ama gemiler çeşitli denizlerde batarken bazı insanlar batmıyor abicim, batamıyor. Bunu nasıl açıklarsınız, ha? Nasıl açıklarsınız?”

 

Kendisi açıklayamıyordu ama, yürüme engelliler kemik yapıları zayıfladığı için tuzlu suda batmıyorlardı. Okyanusa bıraksanız yüzer geri gelirlerdi bile.