Teknolojinin hızla ilerlediği, her gün farklı bir yenilikle uyandığımız hatta hayal ettiğimiz olağan üstü düşüncelerin bir gün karşılık bulacağından emin olduğumuz bu çağda, dijitalleşmeye birlikte kültürümüzü ve insanların sosyal yapısı da oldukça hızlı değişmeye başladı. Farkında olmadan geleneklerimiz değişiyor ve bizler dijital dünyayı hep daha çok benimsemiş oluyoruz.

Gelenekler, bir toplumun tarihini, değerlerini belli eder. Yani gelenekler aslında bir toplumun kimliği, karakteridir. Dijitalleşmeye birlikte bizim geleneklerimiz, dünyanın diğer ucunda bulunan ülkenin gelenekleri arasına karışabiliyorken, aynı şekilde onların gelenekleri de bizlerin gelenekleri arasına karışıyor. Yani gelenekler artık evrensel bir hal almaya başlıyor. Bundan 50 yıl sonra belki Japonya’ya gittiğimizde şaşıracak bir şey bulamayacak, kendimizi yabancı hissetmeyeceğiz.
Eskiden “Batı kültürünü örnek alalım” diyenlere bir sorum var. Batı kültürü kimin umurunda? Gençler artık eğlenebildikleri ve tüm herkese hitap eden şeyleri gelenek haline getirmeye başladı. Bir genç olarak benim buna şikâyetim yok, çünkü ben yabancı hissetmemeyi seviyorum ve dünya artık bütünleşiyor.

Dijitalleşme sadece kültürümüzü değil sosyal hayatımızı, sosyal ilişkilerimizi de değiştirmeye başlamış durumda. Bugün ülkenin başka bir yerinde yaşayan arkadaşımızın başına gelen bir olayı saniyeler içinde öğreniyor, kimin gün içinde neler yaptığını takip edebiliyoruz. Eskiden sokakta oynadığımız, masa başında oynadığımız çoğu fiziksel oyunu artık sanal ortamlarda arkadaşlarımızla oynuyor hatta sanki hemen yanımızdaymış gibi sesli sohbet edebiliyoruz. Çok kolay bir şekilde farklı ülkelerden arkadaş ediniyor, onların yaşamları hakkında yakından fikir sahibi olabiliyoruz.
Bu durum ise arkadaşlık ilişkilerimizi ve sosyal hayatımızı bazen güçlendiriyor, bezende sosyal ortamda edindiğimiz arkadaşlarla birlikte fiziksel ortamda yalnızlaşabiliyoruz. Her değişim gibi, dijitalleşmeyle değişimde bizden bir şeyler alarak bana, bize yeni şeyler veriyor.

Dijitalleşme bize yeni şeyler veriyor demişken, 2000’li yıllarda “ghostlamak” kavramını biliyor muyduk? Sanmam. Dijitalleşme hayatımıza yeni kavramlar katıyor. Sadece yeni kavramlar katmakla kalmayıp, sağlığımızdan şüphe etmemize sebep oluyor, iş kollarını değiştiriyor ve lisanların birbirine karışmasına sebep oluyor.

Dijitalleşmeyle birlikte plaza Türkçesinin çok daha yaygın hale gelmesi, artık düşündüğün her şey için psikolog hesaplarında bir karşılığının olması bunların sadece birer örneği. Dijitalleşme sayesinde bir arkadaş ortamında oturturken sergilediğin tavırlarla sende neyin olduğunu, hangi kaygı bozukluğu, hangi psikolojik tetiklenme olduğu kolayca söylenebiliyor. Arkadaş ortamımıza boş getirdiğimiz hastalık heybemizi doldurarak evlerimize taşıyor, çoğu zaman evdeki bireylerin boyunlarına kolye olarak asabiliyoruz.

Dijitalleşmeyle birlikte değişen ve gelişen bir diğer şey ise eğitimimiz. Eğitimden kastım sadece okullarda aldığımız eğitim değil. Bilgi erişiminin hızlı olması ve kolay olmasıyla birlikte artık çok daha fazla konuda sohbet edebiliyoruz. Uzmanlık alanlarımız dışında kendimizi geliştiriyor, yeni şeyler deniyor, yeni hobiler ediniyoruz. Olmak istediğimiz kişiye dönüşmek için bir şeyleri beklemek zorunda kalmıyor, kendi başarılarımızı inşa ediyor, kendi hamurumuzu kendimiz yoğurabiliyoruz.
Değişim denilen şey bazen eskiye tamamen veda etmek, bazense eskiyi yontarak yeni şeyleri üzerine inşa etmeyle başlar. Dijitalleşmeyle birlikte bizlerde değiyor, bazı yanlarımızı geliştirirken bazı yanlarımıza ise hasar veriyoruz. Yani, dijitalleşmeye değişim bizleri hem yeni fırsatlarla buluşturur hem de geçmişe özlem duydurur.