11 ayın sultanı olarak anılan Ramazan yaklaşırken, her ağızdan duyduğumuz “Nerede o eski Ramazanlar?” cümlesine hepimiz aşinayız. Ancak aramızda eski Ramazanlara aşina olmayanlar, günümüzde eski Ramazan heyecanını, coşkusunu, birlik ve beraberliğini unutmuş olanlar olabilir. Henüz çok genç olmama rağmen, ben de her Ramazan'da eski Ramazan anılarıma özlemle iç geçirirken kendimi buluyorum. Gece uykulu gözlerle oturduğum sofrada annemin ezan okunmadan bana yedirmeye çalıştığı yemekleri, sabah ezanına bir dakika kala içmeye çalıştığım litrelik suları, sabah kahvaltı sofrasının hazır olmamasının oluşturduğu boşluğu, iftar vaktini beklemeyi, hatta beklerken açlıktan uyuyakalmayı, uzun bekleyişler sonrası alabildiğim pideyi koşarak iftar sofrasına yetiştirdiğim sokakları, iftarda kurulan kalabalık sofraları, sonrasında çay ve sohbet eşliğinde yenilen tatlıları, arkadaşlarla sosyalleşmek için seçtiğimiz mekanın cami olmasını ve ardından sahur vaktine kadar sokakta oynanan oyunları... Yani benim için olan eski Ramazanları özlerken buluyorum kendimi. Peki, benim de sonuna yetiştiğim eski Ramazan tam olarak nedir?
1- Ramazan’a Hazırlık
Ramazan’ın yaklaşmasıyla birlikte tüm evlerde büyük bir hazırlığa başlanırdı. Her taraf köşe bucak temizlenir, temizlikte “ibadetten gelir” denirdi. Hazırlıklar sadece temizlikle kalmaz, Ramazan’ın getirdiği bolluk ve berekete inanılarak mutfaklar gıdayla doldurulur; Ramazan’da sofralarımız zenginleşirdi. Maddi durumu iyi olan aileler, maddi durumu yetersiz olanlar için alışveriş yapar ve Ramazan’da herkesin gönlü hoş edilir, bereket paylaşılırdı. Günümüzde ise bu gelenek hala devam etmektedir.
2- Ramazan Davulcuları
Ramazan ayında davulcular, halk sahur vaktine uyanabilsin diye maniler eşliğinde sokakları gezerlerdi. Bu maniler ise Ramazan boyunca herkesin ağzında şarkı gibi dolaşır dururdu. Günümüzde davulcuların yerini alarmlar almış olsa da bu gelenek devam etmektedir. Ancak manileri duymak her zaman mümkün olmuyor.
3- İftar Topu
İftar topu geleneğinin nasıl ortaya çıktığına dair net bir bilgi bulunmamakla birlikte, arşivden edinilen bilgilere göre, ilk olarak Sultan II. Mahmut tarafından 1821 yılında önce Anadolu ve ardından Rumeli Hisarı’nda iftar vaktini duyurmak amacıyla atıldığı söyleniyor. Günümüzde ise bu gelenek sadece ses çıkarması amacıyla barut istihkakıyla gerçekleştiriliyor ve bizlere iftar vaktinin geldiğini bildiriyor.
4- Ramazan Lezzetleri
Pide, macun, şerbet... Ramazan deyince aklımıza özellikle o aylarda gelen lezzetlerden bahsetmezsek olmaz. Asırlık lezzet olan Ramazan pidesi, Osmanlı döneminde 1400’lü yıllarda pişirilmeye başlanmıştır. Günümüzde hala uğruna fırınların önünde oluşan pide kuyruklarından anladığımız üzere bu gelenek çok sevilmekte ve asırlar sonra bile devam etmektedir. Özellikle Ramazan ayı deyince akla gelen Ramazan şerbeti günümüzde hala sofralarımızda bulunuyorken, Osmanlı macunu ise varlığını koruyamamıştır.
5- Diş Kirası
Osmanlı dönemine dayanan bu gelenekte zengin olarak adlandırılan varlıklı aileler, yoksulları iftar sofralarında ağırlardı. Evlerinde verdikleri bu ziyafetten sonra “diş kirası” diye adlandırdıkları hediyeleri misafirlerine verirlerdi. Verilen bu hediyelerin kendilerine ve misafirlerine sevap, bolluk ve bereket getireceğine inanılırdı. Günümüzde ise bu gelenek, varlıklı insanların iftar çadırlarına ve yardım kuruluşlarına yaptığı yardımlarla devam etmektedir.
6- Oruca Direk Vurma ve Tekne Orucu
Oruca Direk Vurma ve Tekne Orucu, yaşı gereği oruç tutmakla yükümlü olmayan küçük çocukları Ramazan’a alıştırmak ve Ramazan’ı küçüklerimize sevdirmek için uygulanan bir yöntemdir. Sahur vaktinde sofralarımızda bulunan küçük çocuklara öğle vaktinde yemek verilir ve bu yemek arası içinde “oruca direk vurma” denirdi. Hatta ilk kez oruç tutan çocuklara oruçlarının karşılığı olarak hediyeler verilirdi. Günümüzde ise buna “tekne orucu” denmektedir.
7- Kalabalık İftar Sofraları ve Sonrasında Yapılan Eğlenceler
Hem geçmişimizde hem de bugünümüzde Ramazan ayında kurulan sofralar daha kalabalık ve özenli hazırlanmıştır. Misafirlerle sofralar süslenmiş, hoş sohbetlerle o sofralarda güzel anılar biriktirilmiştir. İftar sonrası ise gerek evlerimizde büyüklerimizin uydurduğu oyunlarla, gerekse (geçmişte cami yakınlarında bulunan kahvehanelerde düzenlenen fasıllar, Hacivat-Karagöz oyunları veya büyüklerin uydurduğu evlerimizde oynadığımız oyunlarla) iftar sonrası şenlendirilerek Ramazan ayı unutulmaz ve güler yüzlerle anlatılacak hikayelere çevrilirdi. Günümüzde ise bu gelenek gerek ekranlarımızdaki programlar, gerekse sokaklarda düzenlenen Ramazan’a özel aktivitelerle devam ettirilmektedir.
8- Mahya Sanatı
Ramazan ayına ve camilerimize güzellik katan mahya sanatından bahsetmeden yazıyı bitirmek olmaz diye düşünüyorum. Ramazan ayının habercisi olan mahya sanatı günümüzde sadece camileri değil, çektiğimiz fotoğraflarla sosyal medyamızı da süslemeye devam ediyor. Osmanlı zamanında manuel olarak her gün düzenlenen ve yenilenen mahya sanatı, günümüzde dijitalleşmiş olsa bile hala tüm ülkeye manevi mesajlar vermeye devam ediyor.
Kapı komşumuza yabancılaştığımız bu günlerde, sabaha kadar sohbet ettiğiniz, kalabalık iftar sofralarında buluştuğunuz, gönülden yardımlaştığınız ve yoksul veya zengin demeden herkesin gönlünü hoş tuttuğunuz bir Ramazan geçirmeniz dileğiyle. Bu Ramazan’ın eski Ramazanlar gibi hissettirmesi dileğiyle. Hepimize hayırlı Ramazanlar.