Gitarın tellerinden biri kopmuş. Elime almışlığım, bir kere çalmışlığım yok. Alsam da çalmasını bilmem. Ama çalabilseydim de dokunmazdım. Zaten, bir yerine bir şey olur da bozarım diye ödüm koptu yıllardır.

Duvardaki çiviye asılı hâliyle ona uzaktan bakmak, elime alıp çalmaktan çok daha keyif vermiştir bana. Emin olduğum yerde dursun da sesi çıkmasa da olur hem akordu da bozulmaz, tellerine bir şey olmaz der dururdum. Dedim de n'oldu? Yıllar sonra evladımın bir sözüyle kılıfından çıkarıp kucağına koydum. Al dedim. Bana yadigâr ama senin kanatlarının altında duvarda durduğundan daha güzel durur eminim. Gözü gibi baktı mı? Bilmem. Orasını hiç kurcalamadım. Kıymetinin büyüklüğü altında ezilsin istemedim. Bu sabah bir baktım, başucunda… Belli ki çalmış bir süre ama bir teli kopmuş. Üzüldüm hatta kızdım ama Allah’tan herkes uyuyordu, kimse görmedi o asık yüzümü. İyi ki de görmemiş.

“Haddinden çok mu bağlandım bir eşyaya acaba?” sorusu kurcaladı zihnimi. Telafisi olmayan nice şey geçti aklımdan. Bunun telafisi var en azından dedim. Tamiri nasıl olur, tellerin bakımı nasıl yapılır hiç bilmem. Ehline göstermek için aldım gitarı, çarşıya götürdüm. Yol boyunca bir sırtıma taktım bir kucağıma aldım. Ettim edemedim çanta gibi sapından tuttum, taşıdım. Kılıfında olmasına rağmen yerlere koymaya, oraya buraya yaslamaya kıyamadım. Başına bir şey gelmeden nihayet pasaja varabildim. Dükkânın içi envaiçeşit enstrümanla doluydu. Kadın, "Tellerin üçünü plastik, üçünü çelikten takıyoruz; kılıfı sizde kalabilir.” deyip gitarın çantasını elime tutuşturdu ve başka işiniz varsa bu arada halledin isterseniz, dedi kibarca. Bu nazik tavrı yok sayıp çok kötü bir söz duymuşum gibi davranmak geldi içimden ama belli etmedim. Bir yabancıya rahmetli ablamdan kalan gitarı öylece bırakmak hiç içime sinmese de teşekkür ederek çıktım dükkândan.

On on beş dakika geçmemişti, kendimi aynı yerde buldum. Çokça işim varmış da hepsini çarçabuk halletmişim gibi yaptım. Gitar, kadının dizlerinin üstünde boylu boyunca yatıyordu. O anda kendimi, bir hasta yakını gibi hissettim. Gitar da doktorun önündeki sedyeye uzanmış hastasıydı. "Nesi var, kurtarabilecek misiniz, diyecek oldum; tuttum kendimi. Kadın, bütün telleri gözümün önünde tek tek çıkarttı. Hâlbuki bir tane teli kopmuştu. Tellerin hiçbiri olmayınca gitar çırçıplak kalakalmıştı. “Teller...” dedim, kaldım. Kadın, hâlimi anlamış olsa gerek, hemen izaha başladı: “Gitarınızın ağacı çok sağlam, çok kaliteli ama telleri paslanmış. Hiç kullanılmasa bile bir zaman sonra bakım ister. Üstelik bir telin kopması bütün tellerin değişimini gerektirir.” Kadın aslında resmen bana “Endişelenmeyin, her şey kontrol altında.” diyordu ama haberi yoktu tellerin akordunu yaparken bana düşündürdüğü şeylerden.

Yakın zamanda annemin kalp damarlarından birinin tıkanmasıyla vücudundaki bütün damarların bundan nasibini alarak kalp krizi geçirmesini, yoğun bakımdayken bütün kıyafetlerini bir torbaya koyup elime vermelerini, doktorların sizin burada yapacak bir şeyiniz yok, evinize gidin, bir şey olursa biz sizi haberdar ederiz demesine rağmen gitmek istemeyişimi, her şeyin bir miadı varken insanı sonsuza kadar yaşatmanın düzene ters oluşunu ve bunu kabullenmem gerektiği gibi bir sürü şeyi düşünmüştüm.

"Gitarınız hazır, alabilirsiniz." dedi kadın. Doktorların üç günün ardından yoğun bakımdan çıkan annem için “Artık görebilirsiniz." deyişinden farksızdı bu izin. Dikkatli davranmamız gerekiyormuş, paslanmasını beklemeden genel bakımını ihmal etmemeliymişiz, bazen sadece sert davranılmasından değil bakımsızlıktan da olabiliyormuş böyle şeyler.

Annemi mi gönül telini mi yoksa gitarı mı düşünmeliydim bilemedim; emaneti alıp gözden kaybolmak istedim.