Asırlar geçti, bazı hayvanların nesli tükendi, savaşlar yapıldı ve sınırlar belirlendi ama dünyaya yön veren, bir tür iki cinsiyetten oluşan insanlar henüz kendi sınırlarını belirleyip kendi hayatlarına müdahil olmayı, kendi hayatlarıyla meşgul olmayı beceremedi.

18 yaşına kadar annelerinin himayesinde yaşayan, hayatları bir kadın tarafından idame ettirilen erkekler; anlaşılabilir cümle kurmaya başladıkları ilk anda, kadınların hayatları hakkında söz sahibi olmayı ve karar vermeyi kendilerine hak bildiler.

“Kadın dediğin…” diye başlayan cümlelerin devamında türlü türlü yorumlar yapmayı, kadınların hayatları, kararları ve hatta daha fazlası hakkında söz sahibi olmayı bir misyon haline getirdiler:

Kadın dediğin kahkaha atmaz.

Kadın dediğin evinde oturur, çocuğuna bakar, kocasına hizmet eder.

Kadın dediğin geç saatte dışarı çıkmaz.

Kadın dediğin elinin hamuruyla böyle işlere kalkışmaz.

Kadın…

Kadın…

Kadın…

Bir kadın tarafından yetiştirildiğini unutan bu kendini bilmez kesim, hızını alamayıp kadınların vücutları hakkında verecekleri karara da karışmayı kendilerine görev olarak üstlendiler ve bildiğimiz üzere Sivasspor futbolcuları ellerinde “Doğal olan normal doğum” pankartıyla sahaya çıktılar.

Peki ya kadınlar kendilerinde;

“Erkek adam ağlamaz, duygusal olmaz, dik durur.”

“Erkek adam biraz yapılı olur.”

“Kaç yaşında adam, hâlâ oyun mu oynuyor?”

“Sakalım var diye ortalıkta dolaşıyor.”

demeyi, hatta eskiden askerliğini yapmayana adam denmediğini; bu sebeple “doğru olanın bedelli değil, 6 ay askerlik olduğunu” söylemeyi kendilerinde hak bilseydi?