Utandı. Biri olsa yine iyi, ikisi de utandı... Yanlış mı yapıyorum acaba, ısrar etmeli miyim yoksa bu tekliften vaz mı geçmeliyim derken az daha ben de düşüyordum tuzağa. Niyetimi şöyle enine boyuna bir kere daha sorguladım, içinde utanılmasını gerektirecek bir şey bulamadım. Hem hep yaptıkları bir şeye neden  şimdi böyle tepki göstersinlerdi ki? Çocuk yaşlarına, yaşadıkları çağa verdim. Onlar yaşındayken utandığım şeyleri düşündüm. Tam, yine evlatlarıma hak veriyordum ki utanmaya dair ne var ne yok hepsi aklıma üşüştü.

Çocukken de çekinmeye çok müsait olan yapımdan olsa gerek "utanılacaklar" adı altında zihnimde hemencecik upuzun bir liste oluştu. Ama bunların içinde komşu için hazırlanmış ikramlık tabak götürmek yoktu. Evet, kabul ediyorum, bu kez kenarı sarı sırlı, içi desenli porselen ya da şık cam bir tabak değil. Çok çok askeriyede ya da cemiyetlerde dağıtılan dört bölmeli basit sıradan bir köpük tabaktı. Bu seferki "şimdi mis gibi kokmuştur" dediğim, "çocukları olanın canı çekmiştir, hadi annecim bi koşu götürüver" diye özene bezene hazırladığım tabaklardan da değildi, bunu da kabul ediyorum. Dahası ne mis gibi kokabilecek ne de özenilecek bir yanı vardı, o da doğru. Ama madem evimizde pişen güzel nimetleri paylaşmayı âdet edindik, bunu komşuluktan bildik, o hâlde içimizde fokur fokur kaynayıp duran, canımızı yakan şeyleri de pekâlâ paylaşabilmeliydik.

Ramazanın ilk iftarını Gazze'de açlıktan ölen iki çocuğun haberiyle açmıştık. Aradan bir hafta geçti,18 Mart. Çanakkale'de bundan tam 105 yıl önce şehit düşmüş, gençliğinin baharında sırf bu topraklarda biz rahat nefes alalım diye ömrünü hiçe saymış askerlerimizi andığımız bir tarihi yaşadık. Tamamlamaya cesaret edemediğim kesik kesik cümleler işgal etti zihnimi. Ramazan… Açlık... Bizim açlıklarımız... Çanakkale... Şehitlerimiz... Aç açına bir savaş... Açlık... Anıyoruz... Anmak nasıl  bir şey? Bir anmanın ömrü ne kadar uzun? Günün kaç dakikası? Gazze ... Çok üzülüyoruz... Un katliamı… Açlık... Nasıl dayanıyorlar? Bizim dayanamadıklarımız... İftara ne pişirsem? Yaşadıkları toprakları canları pahasına terk etmemeye yeminli insanların açlığa da susuzluğa da böylesi karşı koyabilmeleri... Bizim karşı koymak için uğraştıklarımız... İftar... Yemek... Evdekilerin gönlünü de midesini de bu akşam nasıl hoş etsem derken içime cayır cayır yanan bir hüzün topu düştü. Hâliyle ben de yuvarlandım.

Gün boyu nefsimizi gemlemiş olmanın mükâfatı olarak canımızın çektiği şeylere, hayal ettiklerimize kimimiz çarçabuk kavuşuyor, kimimiz de benzerini bulup avunuyor da bir şekilde karnını doyuruyor. Aramızda kimse açlıktan ölmüyor.

Belki gerçekten açlığın nasıl bir şey olduğunu bilmemek bu kadar uzağa atıyor bizi. Açlıkta önce gözün kararır, başın döner, yer ayağının altından kayar, sonra  takatin ayaklarının üzerinde durmaya yetmez, düşüp bayılırsın. Biter mi, yok! Sesleri duyarsın da göremezsin, kör oldum sanırsın. Belli bir saat sonra yiyip içebileceğini bilmenin nesi açlık ki? Bu bir sürelik nefis terbiyesi o kadar!

Hani, biz burada yaşanan katliama seyirci kalıyoruz "bir şey yapamıyoruz, elimizden bir şey gelmiyor" diyoruz ya ben artık o sözü o kadar kolay söyleyemiyorum. Çünkü var, yapılabilecek illaki bir şeyler var.

Okullarda yapılan hamaset dolu gösteri ve bağıra çağıra ezbere okunan şiirleri yeterli bulmayıp 18 Mart’ı evimle konu komşumla bir fırsata çevirmek bir şey yapmak demek mesela!

Evlatlarımın utanma duygusunun yerine gurur duymalarını sağlamak için uğraş vermek benim için başlı başına bir şey yapmak demek!
  Çok üzülüyorum demek yerine, üzülme duygusu üstüne düşündürebiliyor üzüldüğümü beylik laflarla değil de iliklerime kadar hissedip,hissettirebiliyorsam bir şey yapmış olurum!
  Evimde,dolabımda çok şükür yapabileceğim onca şey varken bir parça kuru ekmek,şekersiz üzüm hoşafı ve yağdan azade yapılmış pirinç çorbasına bir akşam evet hem de iftar akşamı tamah edelim hatta komşulara ikram edelim diyebilmek bir şey yapmaktır bence!
En mühimi de şu çivisi çıkmış çağda neyden utanıp neyle gurur duymak gerektiğinin yerlerini birileri bile isteye karıştırmış .Belli!Duygularımızın ayarlarıyla birileri oynamış ve bizleri buna alıştırmaya var gücüyle devam ederken  ben de darmaduman edilen her şeyi eskisi gibi çekmecelerine koymak ,dağılan ortalığı düzeltmek için uğraşır,bazı duygularım(ız )lafta kalmasın diye yaşarım.Niye yaşadığını bilmek de ciddi bir şey yapmaktır sonuçta.