Bundan tam 109 yıl önce Mehmetçik destan yazdı.

Yedi düvel taarruzda. Yedi düvel yükleniyor. Milyonlarca kurşun her türlü ihtimalleri hiçe sayıp yağmur gibi kâh havada süzülüyor, kâh çarpışıyor.

Vuruşup şehit olmayı bekleyen Mehmetçik, topraklarına namahrem ayakları bastırmamak için canını ortaya, tertemiz alnını ise toprağa koyuyor.

Şehitlerin yerine yeniler geliyor. Onlar da canlarını feda ediyor. Yeniler geliyor yine, yine canlar gidiyor. Kalanlar ise asla eskisi gibi değil. Belki kolsuz, belki gözsüz, belki bacaksız…

Kum kadar sırtlan uzaklardan gelip azmetmiş öldürmeye. Masa da almayı beceremediklerini, Çanakkale topraklarında almaya. Ortada vahşetin en bir gerçeği, en serti, silahlar kan kusuyor. Bombalar sadece kulakları değil, ruhları bile sağır ediyor. Yanan askerler geceyi karatıyor. Ölüm kusan yerler, gökler kan kırmızı.

Kimi sevdiğinden uzak ve bir daha onu göremeyeceğinden emin; kimi ailesine bir daha kavuşamayacağını adı gibi biliyor; kimi ise her nefis gibi ölümü kısa bir süre sonra tadacağının bilincinde. Bir dakika, bir saat ya da birkaç gün içinde kesinlikle öleceği bilmek ne kötü, kimi ise huzura temiz çıkmak için çamaşırlarını gece soğuklarında, sabah ayazlarında elleriyle yıkıyor fakat hepsi Allah’a, sahip olacakları en üstün mertebe olan şehitliğe yakın.

Türkiye Cumhuriyeti’nin önsözü olan Çanakkale Deniz Zaferi’mizin 109. yılı kutlu olsun.