Ülkemizde birçok şeyin yoksunluğunu çekiyoruz: adalet, anlayış, öfke kontrolü, haklarımız ve benzeri daha nice şeyin…
Geçenlerde yayılan bir video kaydında üç taksi şoförünün bir TAG sürücüsünü tehdit etme, caydırma ve hatta darp etme niyetiyle TAG aracına yolcu olarak bindiğini gördük. Olay şu şekilde gerçekleşiyor:

Taksi şoförleri, üç arkadaş aralarında anlaşarak işi gücü bırakıp TAG sürücülerinin peşine düşüyor. Yani çalışmaya ihtiyaçları olmaması gerek ki “TAG sürücü avcılığına” baş koyuyorlar.

“Avcılarımız” (taksiciler), yolcu rolüne bürünerek uygulama üzerinden TAG aracı çağırıyorlar. Üç avcı, ekmeğinin peşinde olan TAG sürücüsüyle yolculuğa çıkıyor.

Avcılarımız, yaptıkları bu operasyonun insanlığa ve ülkemize çok katkılı olduğunu, hatta kendilerinin birer kahraman olduğunu düşündükleri için bütün olan biteni telefon ile video kaydına alıyorlar. Yolculuk bitimi için ise bir taksi durağının önünü seçiyorlar.

TAG sürücüsü, yolcu bırakmak için seçilen yerin (taksi durağı) kendisi için pek tekin olmadığını, sorun çıkabileceğini söyleyince yolcu rolündeki avcılarımız gerçek kimliklerini açığa çıkarıyor.

Üç avcı ve bir TAG sürücüsü…

Sonrasını tahmin etmek kimse için zor değil: TAG sürücüsünün üç kişi tarafından darp edilmemek için yalvarışları, kendini açıklama çabası ve üç avcının tehditleri… Ardından kapanan telefon kaydı ve bilinmezlik.

Anlayış yoksunluğundan bahsetmiştik, değil mi? Yaptıkları mesleğin çok zor olduğunu bilen; araçlarına aldıkları yolcuların kim olduğunu bilmedikleri için can güvenliklerinin olmadığını bilen taksi şoförleri, büyük bir anlayışsızlıkla aynı amaca hizmet eden TAG sürücülerine aynı korkuları, hatta aynı senaryoları yaşatıyor.

Adaletten yoksunuz demiştik. Adaletin ya işlemediği ya da kişiye göre işlediği ülkemizde herkes rahat bir şekilde kendi adaletini kendisi sağlamaya kalkıyor. Adalet yoksunluğunu bireyler kendileri gidermeye çalışıyor. Ülke çapında statülerin ağır bastığı adalet terazimizde, bireylere indikçe çıkarlar ve içlerindeki hiyerarşik düzen ağır basıyor.

Bir de öfke kontrolünden ve haklarımızdan yoksunuz demiştik. Maalesef, yaşamımızı sürdürdüğümüz cennet vatanımızda kimse öfkesini kontrol etmiyor. Edemiyor değil; etmiyor. Trafikte hem hatalı olup hem de yaya bir babayı tokatlayan vatandaşımız, aynı gün yine trafikte başka birisini darp edebiliyor. 13-14 yaşlarındaki çocuklarımız, haraç kesmek için motorlarla esnafı dolaşıyor, taşkınlık çıkarıyor; yaptıkları taşkınlıkla yetinmeyip istediklerini almak için silahla dükkân tarayabiliyor.

Yani anlayacağınız, bizim ülkemizde öfkeyle kalkan zararla oturup düşünmek yerine, öfkeyle kalkıp zararını karşı tarafa verdikten sonra bir sonraki zararı düşünerek elini kolunu sallayarak olay yerinden ayrılıyor. Öfkeli olan bu bireylere hiçbir hak tanınmıyor. Zararla oturabilecekleri adliye koridorları, mahkeme salonları, hapishane koğuşları, görüş odaları ya da akıl, ruh ve sinir hastalıkları hastanelerindeki tedavi odaları sağlanmıyor. Öfkeyle kalkanın hakkı olan, verdiği zararın cezasını çekeceği oturma alanlarımız maalesef yok.

Ülkemizde eksikliğini hissettiğimiz yoksunluklar, bir top gibi vatandaşın üzerinden geçiyor. Üzerinden geçtiği her şeyi ve herkesi kendisine katarak büyüyüp durdurulması çok güç bir hale geliyor.

Çok yazık…