Konu kollayan yazarın konusu kucağına düşermiş, diye boşuna dememiş atalarımız.Şaka bir yana acaba bu hafta yazıma hangi olay malzeme olacak diye etrafa bakınırken burnumun ucundaki meseleyi görmezden gelemezdim.Zaten yazı dediğimiz metinler de şu yaşadığımız hayatın kâğıdın üstüne saçılmaları değil de ne?
Ülkemizde yaşanan büyük yasın kırkını daha yeni geride bırakabildiğimiz şu günlerde hâlâ devam eden tartışmalar ve acımıza gölge düşüren kelimeler var: mimar, mühendis,müteahhit,rant,açgözlülük, kentsel dönüşüm, zemin etüdü, imar, iskân...
Hepsinin temelinde olan eğitimi de henüz derinlemesine masaya yatırabilmiş değiliz.Buyurun, ben sizi meselenin temeline inilmesi gerektiğine dair bir olaya davet edeyim.
Geçenlerde bizim oğlanın okulunun da katıldığı bir turnuvada aydınlandım.Her yıl okullar arasında turnuvası yapılan bir akıl oyununa bizimki de seçilmiş.Katıldı ama oyun ortada yok.Önceden oynamışlığı ve adını duymuşluğu da yok.Önce bir şaşırdım, sonra çocuk da mahcup olmasın diye biz destekledik artık,oyunu bulduk bir yerlerden.Bir iki evde yaptı, yapmadı, bıraktı.Çocuğu çok üstelemedim ama ben kutunun içinde yazan yönergeleri epey bir inceledim.
Yetmiş iki dile olmasa da adamlar oyunun oynanış şeklini, kazanımlarını,yaklaşık yirmi dile çevirmişler.Okudukça içim açıldı, aslında denge oyunu deyip geçiliyordur ama çocuğa farklı bir bakış açısı kazandırmak amaçlanmış.Görsel algı desen var, dikkat desen var, ince motor becerileri, problem çözme yetisi,çocukların farklı stratejiler geliştirmesini sağlamak, zihinsel pratiğini desteklemek, uzamsal düşünme, en önemlisi de plan geliştirme ve inşa etme becerilerinin gelişmesine katkıda bulunma oyunun kazanımları arasında.Üstelik adamlar, bu oyunu ülkelerinde mimar olacak potansiyeldeki çocukları keşfetmek için beş yaşında evde oynansın diye tasarlamışlar.
Dikkatinizi çekerim,sınav, test kitapçığı,çoktan seçmeli soru, mülakat falan değil, oyun. Bildiğimiz kutu oyunu...Silindir, üçgen, kare, dikdörtgentam on sekiz tane parça.Verdiği mesaj da şu: Şekilleri herkes üst üste koyar ama sen kitapta imkânsız görünen şekli öyle bir inşa et ki ayakta durduğuna herkes şaşıp kalsın.Bunu nasıl yaptın deyip herkes kalakalsın.
Hakikaten de başta bakınca yok canım bu parça bunun üstünde hayatta durmaz diyorsun ama öyle minik dokunuşlar ve üç boyutlu düşünme becerisiyle o yaştaki çocuk o binayı sabırla inşa ediyor ve bina ve sapasağlam ayakta duruyor.
Baktığımızda aslında bizim çocuklar daha şanslı ve kıskanılacak düzeydeler.Neden derseniz biz beş yaşını beklemiyoruz da ondan.Beş yaş çok geç çünkü.Biz daha emeklerken seçeceği mesleğine dair kesin bilgi edinmek için önüne makas, para, farklı meslek gruplarını ifade eden kitap, şırınga, kalem gibi malzemeler koyuyoruz.Bebek öncelikle hangisine uzanırsa ilerideki mesleğinin de o olacağı belli olmuş oluyor.Nokta.Kaleme uzanırsa yazar, şırıngaya uzanırsa doktor,paraya uzanırsa tüccar olacağı daha o zamandan alnına yazılıyor.Aile gülüyor, şen kahkahalar eşliğinde herkes mutlu ve meslekler belirleniyor,bitti.Bu kadar net.Çocuk oyuncağı.
Yoksa ağaç yaş iken yamuluyor ve bir daha da kolay kolay düzelmiyor. Bizim oğlanın hâline gelince.Olmadı. Olabilir mi hiç!Binası başına yıkıldı elbette.