Bu başlıkta 5 Nisan 2010 tarihli Anadolu Gazetesiyle, 3 ocak 2014 tarihli Adapazarı Akşam Haberleri Gazetemizde olmak üzere iki yazım çıkmıştı. Küfrün kökenini aramış ve günlük konuşma dilinde samimiyet işareti kabul edilmesini anlatmaya çalışmıştım. Bu yazıların ardından arkadaşlarım küfrün argoda ölçü değerleri olarak kullanıldığını belirten iletiler yolladılar. Gerçekten içlerinde argo konuşmayı sevenler tarafından sıkça kullanılan ölçü birimleri vardı.
Önceki iki yazımıza başlarken “Küfür, bildiğiniz gibi konuşma dilinde aşağılama amacı taşıyan simgesel sözcüklerdir. Toplumun tartışılması sakıncalı konularını hedef alanları da vardır. Bunlar dinsel ve cinsel olarak sınıflandırılabilir.” demiştim. Kale kapılarının kırılmasında erkek cinsel organına benzetilen koçbaşı saldırı aracıyla toprak işgali gibi bir tutularak kadın veya erkek bedenini zorla almak küfrün aşağılama kökenini oluşturmaktadır. O yazılarımda şunları da eklemiştim: “Daha çok kadın cinselliğine saldırı sözcüklerinden oluşan küfür, eşcinsel simgelerde taşır. Sınıf, kültür ve gelir farkı olmaksızın her kesimden insan sıkıştığı anda çıkış yolu olarak küfrü görür. Saldırıya ve haksızlığa uğrayan kişiler için savunma ve terapi aracıdır. Bu yönüyle zayıflığın işaretidir.”
Erkeğin aşağılandığı, kadın cinsel kimliğinin doruğa çıkıp kadına tapıldığı, hatta kadının kendine taptığı toprağın işlenmeye başlandığı çağlardan sonra abartılan kadın cinsel kimliğinin yerini abartılan erkek cinsel kimliği aldı. Savaş ve işgal çağları başlayınca da kadın cinsel kimliği tamamen kırıldı. Ardından kadınlardan intikam alırcasına küfürlerin doğduğunu kil tabletlerden öğreniyoruz.
Küfrün, dilimizdeki sözcükle sövgünün kökeni böyle. Gelelim küfrün samimiyet işareti olduğu konusuna. Bu konuyu ortaya koyan Abdullah Yılmaz’a katıldığımı o iki yazıda da belirtmiştim; aynı fikirdeyim. Bayramlaşmaya gitmiştim. Gençler yanımda gayet kibar ve saygılı konuşuyorlardı. Kendi aralarında konuşmaya geçince o kibarlık gitmiş, her tümce küfürle başlıyor, sürüyor veya bitiyordu. Yemin ederlerken de küfür sözcükleriyle ediyorlardı. Aralarına kendilerinden büyük biri girerse kibarlık ve saygı tekrar başlıyordu.
Abdullah Yılmazın iddiası boş bir iddia değildi, Rotterdam Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya dayanıyordu. Kendisinin bu konuda yazdıkları şöyle:
“Rotterdam Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre insanlar, içinde küfür geçen konuşmalaraya da yazılara daha çok inanıyorlarmış. Araştırmada bir suçlunun içinde küfür dolu bir ifadesi ile küfürden arındırılmış ifadesi öğrencilere dağıtılmış, küfürlü ifade daha inandırıcı ve akla yatkın bulunmuş. Uzmanlara göre bunun nedeni küfürlü konuşan birinin daha içten konuştuğuna ve işin içine duygularını da kattığına inanıldığı için küfürlü konuşan kişiyle daha kolay ve sağlam bağ kurulabiliyormuş. (Ne dersiniz, sizce de öylemidir? A.G)
Köylü kısmının imlâ kılavuzu küfürdür. Meselâ virgül kullanılması gerektiğinde küfür sözcükleri kullanılır. Nokta için ise eylem belirten sözcükleri uygun düşüyor. Ancak söz, uzun sürecek olursa ve illâ noktalı virgül gerekirse dilek belirtir küfürlü bir sözcük yeterli oluyor. Ayraç gerekirse ‘sözüm yabana’, ünlem için de ‘Ananın adı’ gibi sözcükler, imlâ kılavuzunda kullanılan önemli işaretler için yeterli olduğundan inandırıcı da oluyor.”
Sıra geldi ölçü birimlerinde küfre. Sakıncalı sözcükleri eksik harflerle yazacağım. Adı üstünde; küfür.. Yani sakıncalı sözcükler...
Uzaklık ölçüsünü duymuş olmalısınız. “Taa anasının ..ında.” Bir yerin, bir şeyin küçüklüğüne vurgu en masumu, “G.t kadarmış.” Sıcaklık ölçüsü “Gavur .mı gibi.” Havanın soğukluğu “G.tüm dondu.”
Bir şeyi anlamakta zorluk çekene zeka ölçüsü olarak “S.k kafalı.” Tecrübe ölçüsüne inanın pes dedim. Başka bir açıdan kötü insan olma sebebi de denebilir ya, neyse.. “Bıyık büküle büküle kaytan, insan ..kile ..kile şeytan olur.” İşi iyi olana, her şeyi yerinde olana ölçü nedir dersiniz? Bilirsiniz canım; “..ki ta.ağına denk olmak.” Şanssızlığın ölçüsü “Bahtsız bedeviyi çölde kutup ayısı .iker.” Özlemle ilgili ölçü hiç aklınıza gelir mi? “Tay ..kildiği çayırı özlermiş.” Beceriksizlik ölçüsü “Konya ovasında ..çacak yer bulamamak.” Kendini bilememe ölçüsü “Bilmiyorsan ..tünün huyunu, içmeyeceksin turşunun suyunu.” Görgüsüzlüğün ölçüsü “Görmemişin oğlu olmuş, ..künü koparmış.” Kıyas ölçüsü “Elin ..kini bilmeyen kendi ..kini piyade tüfeği zanneder.” Bu ölçü belkide en eski, en bilinen ölçüdür. Çünkü insanın huyu, karakteri atalarından kalır. “Şapa tükürsem olur mu şeker, cinsini ...tiğimin cinsine çeker.”
Yazımızı sözünü ettiğim iki yazının son satırlarıyla bitirelim.
“Arkadaşlarınız arasında sakız çiğner gibi her lafın arasında küfreden hiç yok mu? Yemin ederkende, kızarkende, severkende, yalvarırkende küfredenleri bir düşünün. O küfürler sadece küfür değil onlar için, bir kendini anlatım tarzıdır. Yüklenen anlamlara dikkat edin, nasıl vurgulu olduğunu görürsünüz.”