Öncelikle alfabeyi öğrenmeme katkı sağlayanlara, kekeleyerek okuduğum metinleri sabırla dinleyenlere, on parmağım tükenince üzerini tamamlamak için parmaklarını uzatanlara, hayal ettiklerimi çizmek için bana yol gösterenlere, milli marşlarımızı melodik bir şekilde söylerken bana eşlik edenlere, gençliğin verdiği heyecanla sergilediğim asi yanlarımı görmezden gelenlere, yani kısaca tüm öğretmenlerime çok teşekkür ederim.
Öğretmen deyince aklıma eğitim geliyor. Peki eğitim sizce nerede başlıyor? Bence bu sorunun cevabı "aile". İlk 6 yaşımıza kadar ailemizden ne öğrenirsek onlarla şekilleniyoruz. Bazen bu duruma çevremizdeki diğer insanlar da katkı sağlıyor. Bu durumda aslında ilk öğretmenlerimiz annemiz ve babamız oluyor.
Daha sonra kimimiz anaokuluna, kimimiz ilkokula başlıyoruz. Burada okumayı, yazmayı bize sabırla öğreten, sözleriyle bizi büyüleyen öğretmenlerimizle karşılaşıyoruz. Şanslıysak, ilkokulda öğretmenlerimiz her birimize sağlam tohumlar ekiyor. İkili insan ilişkilerini, arkadaşlığı, eğlenceyi, merakla sorular sormayı öğreniyoruz. Hayat bilgisi derslerinde iyi bir insan olmayı, matematik derslerinde sayılarla dans etmeyi, resim ve müzik derslerinde sanatsal yeteneklerimizi, fen dersinde bilimi, yabancı dil dersinde yeni bir kültürü, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde güzel ahlaklı olmayı, beden dersinde spora olan ilgimizi, Türkçe dersinde ise güzel Türkçemizi doğru ve akıcı bir şekilde kullanmayı keşfediyoruz. Ben bunlara keşfetmek diyorum; çünkü bizler için bilinmez olan bu dersler aracılığıyla aslında kendimizi tanıyoruz.
Okulda aldığımız eğitimle birlikte evdeki eğitimimiz de bu süreçte devam ediyor. Ardından liseye geçiyoruz. Burada yeni rehberlerimiz olan öğretmenlerle tanışıyoruz. İlkokuldan farklı gelse de hepsinin amacı bizleri eğitimli bireyler yapmak. Bu dönemde bazılarımız, ergenliğin etkisiyle öğretmenlerimize zorluk çıkarsak da onlar bizden asla vazgeçmiyorlar. Bir yandan geçmişimizi ve günümüz derslerini öğretirken, bir yandan da kim olmak istediğimizi bulmamızda rehberlik ediyorlar. Hayattan beklentilerimizi bu dönemde belirliyor, geleceğimizin planlarını yapıyoruz.
Bu noktada sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum. Lisede kimya öğretmenim, ilk gün tahtaya bir "1" yazmış ve "Bu sizsiniz." demişti. Ardından yanına "Bu sizin aileniz." diyerek bir "0", "Bu sizin arkadaşlarınız." diyerek başka bir "0", "Bu sizin ilkokul eğitiminiz." diyerek tekrar bir "0" eklemiş ve u “0” rakamını farklı şeylerle çoğaltmaya devam etmişti. Sonrasında en başta yazdığı "1" rakamını silerek, “Siz yoksanız geri kalanların bir önemi yok.” demişti. O gün, literatürde olmayan ama çok değerli bir şey öğrenmiştim: Kendime her anlamda iyi bakmayı.
Liseden, kendi değerimin farkında olarak ayrıldım ve üniversiteye başladım. Burada bize arkadaş gibi yaklaşan, gerçek hayata hazırlayan öğretmenlerle tanıştım. Bakış açımı onlarla zenginleştirdim, şekillendirdim.
Ve işte bugün buradayım. Bazılarınız beni mesleğimle, bazılarınız yazılarımdan edindiğiniz düşüncelerle, bazılarınız ise beni ben yapan her şeyimle tanıyor. Yaşamımız boyunca hayatımıza dokunan, bize bir şeyler öğreten insanların birikimiyle bugünkü halimize ulaşıyoruz.
Bu yüzden, şahsım adına bana bir şeyler katan ve öğreten herkesin Öğretmenler Günü'nü kutluyorum.
Aile bireylerimin, ilkokul ve ortaokul öğretmenlerimin, lise öğretmenlerimin, üniversite öğretmenlerimin, arkadaşlarımın ve benimle yakından bağ kurup beni destekleyen akrabalarımın, mesleğini yerine getiren bütün öğretmenlerin, atanamadığı için mesleğini yerine getiremeyen bütün öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun.
M.Kemal ATATÜRK’ün söylediği gibi; bizler, sizlerin eseriniziz.