Küçükken annem ve babam bana masal anlatır mıydı, hatırlayamıyorum. Ben çok okurdum masal; kötü ve olumsuz şartlara rağmen hep mutlu sonla biterdi. Hayal dünyamı zenginleştirir, her şeyin mümkün olabileceğine ve iyiler için mutlaka bir ödül olduğuna inandırırdı.

Umutla mücadele etmeye, her kötülüğün cezalandırıldığına, zor günlerin sonunda güzelliklerin olduğuna, çabaların karşılık bulduğuna inanmaya ihtiyacımız var.

Bugün, masalların gerçek olmayacağını bildiğim bu yaşımda; ateş püskürten ejderhaya rağmen şatodan çıkmayı başaran prensese, gece yarısı tekrar külkedisi olan Sindirella’ya, kötü kalpli cadıya rağmen şatodan kurtulan Rapunzel’e, prensesin öpmesiyle prense dönüşen kurbağaya, Keloğlan’ın maceralarına, Nasreddin Hoca’ya göl mayalattıran umuduna, krallıklarını kurtaran prenslerin varlığına inanmaya ihtiyacım var.

Çoğumuzun buna ihtiyacı var.

İşte bu yüzden, bize bir masal anlatın.

Bize bir masal anlatın; gerçek hayatta karşılığı olsun.

Bize bir masal anlatın; yaşımıza takılmadan, bütün ciddiyetinizle.

Bize bir masal anlatın; bize yol gösterecek bir masal olsun.

Bize bir masal anlatın; bu sefer uyutmasın.

Bize bir masal anlatın; gerçekliğini dinlediğimiz, hayal ürünlerine yer vermediğiniz, sadece hayal ettirmediğiniz.

Bize bir masal anlatın; iyilerin ödüllendirildiği, kötülüklerin cezalandırıldığı, çabalarımızın karşılık bulduğu bir masal olsun.

Gökten yine üç elma düşsün mesela, bu sefer sadece anlatana ve dinleyene değil, herkes için düşsün elmalar. Biri umut, biri adalet, biri sevgi olsun.

Okumasa veya dinlemese bile, herkesin hayatına dokunsun.