Bilgi kirliliği zamanla yerini tekdüze tartışmalara bıraktı. Fark ettiniz mi bilmiyorum ama artık hepimiz aynı şeyleri konuşuyoruz. Gündemiyle, insanlarıyla değişmeyen ve gelişmeyen bir topluluğa dönüşüyoruz. Tartışmalarımız, güncel sorunlarımız, yorumlarımız ve hatta dış görüntümüz bile birbirine çok benziyor.

Bir adım geriye çekilip daha geniş açıdan, yakın geçmişimize ve geleceğimize aynı anda baktığımızda iç karartıcı resmi görmek pekâlâ mümkün. Bugün sürdürdüğümüz tekdüze yaşantıyla yakın geçmişimiz ve muhtemel geleceğimiz birbirine çok benziyor. Sürekli aynı yerde yürümek, benzer resimlere bakmak ve benzer konularla vakit geçirmek bizi hayatımızın aynı noktasında beklettiğini artık açıkça gösteriyor. Ancak alıştığımız bu yaşamın bizi ileride nereye götüreceğini bilemiyoruz. Çünkü bugünümüz ve geçmişimizde öğrendiğimiz şeyler çoğu zaman birbirinin tekrarı. Böyle giderse çoğumuzun geleceği, geçmişimizin sadece biraz daha cafcaflı bir kopyası olacak gibi görünüyor.

Hayatımız o kadar hızlı akıyor ki bu akıntı içinde neyi neden yaptığımızı düşünüp sorgulamak yerine bir sonraki güne atlamak için acele ediyoruz. O günü bitirip evlerimize dönmek ve telefon ekranını kaydırmak için hızlıca hareket ediyoruz. Bir şeylere yetişmeye çalışıyor, yetiştiğimizde ise hemen bir sonrakinin planını yapıyoruz. Oysa yetişmeye ya da yetiştirmeye çalıştığımız şeylerin gerçekten bizim isteklerimiz olup olmadığını bilmiyoruz. Bizi bireysel olarak doyuran, tatmin eden sonuçlar mı bunlar, onu da bilmiyoruz. Durmuyoruz ve çoğumuz kendimizi tanımıyoruz.

Belki de bu yüzden gün sonunda sebebini tam olarak bilmediğimiz bir yorgunlukla, hatta kimi zaman depresyonla baş başa kalıyoruz. Zihnimizi ele geçiren bu yorgunluk zamanla fiziksel bir yorgunluğun da esiri olmamıza neden oluyor. Hayatımızda eksik olduğunu hissettiğimiz ama tam olarak adını koyamadığımız şeylerin zihinsel yorgunluğu, makul bir zemine oturmamış davranışlarımızın ise fiziksel yorgunluğu.

Hayatımızdaki eksiklikleri tek tek sıralayamam ama onları fark edebilmemiz için eksik olan bir şeyi hatırlatabilirim: duraklar. Kendimize ayırmadığımız o küçük duraklar eksikliğimizin başlıca sebeplerinden biri olabilir.

Hiç durmadan ilerleyen bir dolmuşu düşünün. Bir yerde durup yolculuğunu tamamlayan insanları indirip yerine yeni yolcular alsa, belki de yaptığı farklı sohbetlerle yolculuğunun anlamı değişir. Yolcularını indirdiği bir duraktan hiç yolcu almadan, kısa bir mola sonrası kendi yoluna devam eder ve belki de gideceği yere daha hızlı ulaşır.

Dedim ya, eksik olan en temel şey belki de kendimizi dinlendireceğimiz, fazlalıklardan kurtulup yenilere alan açacağımız küçük duraklardır. Telefona bakmadan yürüdüğümüz farklı bir sokak, sadece kendimizi dinlediğimiz sessiz bir alan, kendimizle yaptığımız; hem yargıç hem avukat olduğumuz bir konuşma… Büyük cevaplar yerine küçük fark edişler.

Yaşamak tekdüze yapılan, sürekli aynı dertler ve aynı sevinçler içinde geçen bir hayat değildir. Yaşamak, yüzlerce kişinin yaptığı aynı davranıştan farklı sonuçlar beklemek de değildir. Yaşamak sadece bir yerlere yetişmek değildir. Bazen hiçbir şey yapmadan beklediğimiz o küçük durakların hayatımıza yön vermesine izin vermektir.