TUSAŞ’a düzenlenen hain saldırıda şehit düşenlere Allah'tan rahmet dileyerek başlamak istedim yazıma. Biliyorum ki şehitlerimiz, Allah huzurunda en güzel makamlarda ağırlanıyor. Biz şehitlerimizden razıyız ve eminim Allah da şehitlerimizden razıdır. Fakat, şehitlerimizin, şehit yakınlarının ve bizlerin razı olmadığı ve olamayacağı çok şey, çok kişi mevcut.
Bu hain saldırıyla kaybettiklerimiz çok ayrı bir yana, bizim ülkece kaybettiğimiz çok şey var. Sağlık sistemimiz öldü, başımız sağ olsun! Şifa bulalım diye gittiğimiz bazı doktorlar, Azrail’in kendisi çıktı. Hastanelere yaptığımız giriş kayıtları, bu dünyadan çıkış işlemleri oldu. Sonra, bu denetimsizliğin üstü, çetecilik oynayanların haberleriyle örtüldü.
Başımız sağ olsun çünkü ülkemizde adalet öldü. Ölen adaletimizin anısına, kat kat "Adalet Sarayı" adını verdiğimiz anıtlar yaptık. Anıt kapısında tütsü yakıp, savunmak istediğiniz haklarınızı bir kâğıda yazarak siyah kurdele eşliğinde civarındaki ağaçlara asabiliriz. Belki bir gün, bu sayede savunma isteğimize cevap alırız.
Değerlerimiz öldü. Erdemsiz, ahlaksız ve onursuz insanlarımız, bu değerlerimizin katili oldu.
Ülke içindeki güvenlik sistemimiz öldü. Dışarıya karşı büyük bir gayretle koruduğumuz ülkemizi, kendi içimizde ufak çabaların bile yeteceği şekilde koruyamadık. O kadar kendi içimizde koruyamadık ki, evlerimize kadar girdi bu güvensizlik.
Ekonomi öldü. Bize tek kalan, "Bu ay kira mı ödesem, mutfak alışverişi mi yapsam?" düşüncesi oldu.
Ülkemizde kaybettiklerimizin listesi uzamaya devam eder aslında. Ben, "Başımız sağ olsun" diyerek yazımın sonuna gelmek istiyorum.
Görüyorum ki bazılarının şapkası hâlâ başında. Kimse şapkasını indirip, "Biz ne yapıyoruz?" diye düşünmüyor. Bu durumda bizlere çok fazla iş düşüyor. O yüzden ben, bizlere bir reçete bırakıyorum bu yazımda, bir hatırlatma:
REÇETE
Her sabah bir “Gençliğe Hitabe” okuması,
Yetersiz gelenler, benimsemeyenler için sabah-akşam olmak üzere günde 2 kere “Gençliğe Hitabe” okuması
UYARI: Yukarıdaki takviyelerden sonra yine kendisindeki değişimi hissedemeyenler olursa, e-devlet üzerinden soyağacı sorgulaması tavsiye edilir! Gerçekten damarlarında o asil kanın varlığından, emin olunmalı!
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Mustafa Kemal Atatürk