Giderek daha çok benziyorum sana anne. Sesim, sözlerim, tekrarlarım, isteklerim bile neredeyse aynı. Aramızdaki yaş farkı hep aynı olsa bile yaşım ilerledikçe sana daha çok yaklaştığımı hissediyorum. Uzağımda mıydın ki? Yok. Sanki önceden sen çok uzaklardan sesleniyordun da sesin hep bir yerlere çarpa çarpa ulaşıyordu yanıma. Harfler, kelimeler, kimi zaman da cümleler yerlere düşüyordu ya da yorulup yarı yolda kalıyordu da bana gelene kadar başka şeylere dönüşüyordu. Ah çocukluk, sen ne gaddar şeysin, diyesi geliyor insanın. İnsan kendi çocukluğu için bunu der mi? Dermiş. Hem de ardımdan "sen hep sakin bir çocukluk geçirdin" diyenlerin sayısının az buz olmamasına rağmen.

Çok eskiden, düşünce dizimde yara izi kalmasına rağmen oyunu bırakıp eve gelmek istemeyecek kadar oyuncakların tatlı geldiği zamanlar kadar eskiden, sokağın gürültüsü, arabaların sesleri, kuşların cıvıltıları, arkadaşlarımın mızıkçılıkları bastırıyordu senin sesini. Seni duymam ne kadar da zordu. Sıraya almıştım senin sesini. Birinci değildi. Müsait olunca cevap vereceğim bir ses gibi geliyordu o zamanlar. Sesinin nasıl olsa gönlü alınabilecek bir makamdan geldiğine dair bir emin oluş vardı içimde. Şimdi, değil sabaha, bir dakika sonranın nasıl olacağına dair garantimin olmadığını bilerek attığım adımlarla kıyaslanmayacak o düşüncelerim hep çocukluktandı biliyorum.

Anne sesi bir çocuğa ne kadar yabancı olabilirdi ki? Bir çocuğun annesinin onu çağırma sesi ne kadar ötelere atılabilir ki? “Hadi kızım!”larını üst üste koysam buradan fizana yol olur. Yeni yeni aklım başıma geldi, anca aydım çünkü aynılarını yaşıyorum. Geciktiğim, ikazlarının olduğu seslerini duyamadığım zamanların şimdi öznesi değil nesnesiyim. Anne olunca anladım.

Sonra biraz daha büyüdüm, ne oyun kaldı ortada ne de oyuncaklarım. Bu kez de oyalandığım yerler oldu. Şimdi geriye bakıp gülmemek için kendimi zor tuttuğum saçma sapan tutturmalarım... O zaman da boğuk boğuk geliyordu sesin biliyor musun? Seni duymak mı? Ne mümkün! Gençlik işte! İçimde davullar hatta ne davulu, bandolar, şefsiz orkestralar çalıyordu son ses. Ben de hepsine aynı anda eşlik ederken senin sesini duymamın imkânı yoktu. Sesini ve söylediklerini sanki duvarlar emiyordu ve bana ulaşana kadar senden geriye cılız bir ses kalıyordu.

Yaşım ilerlerken senin de olduğun yerde durmayacağını bilmeme rağmen -çocukça biliyorum ama- nedense bilmediğim bir yaşımda seninle bir yerde buluşacağımıza inanıyorum. Belki sen yetmiş beşinin başında ben ellilerin sonlarındayken sımsıkı sarılırım dediklerine. Artık bir yerlerde eğleşmeden direkt adresimi buluyor sesin. Yakınımda olmasan bile kulağımda çınlıyor bütün repliklerin. Bugün bunları düşünürken güldüm ve kızıma gülüşümle yakalandım. O benden daha erken anne sözüne gelen, anne sesini duyan bir kız çocuğu. O da ara ara düşürüyor söylediklerimi, yerlerde buluyorum bazen sesimi. Besbelli benim sesim de bazen ona ulaşamadan çarpmış bir yerlere diyorum. Bu yolun kuralı bu herhâlde. Ne kadar az hasar varsa, ne kadar el üstünde tutulan sözler kalıyorsa geriye ve ne kadar erken yaşta buluşuyorsa bir anne evladıyla o kadar kârdır demek lazım belki de. Oğlanı ise hiç saymıyorum. Çünkü onunla olan anneliğim benden azade bambaşka bir zeminde ilerliyor. Sırf bu yüzden rakam olarak "bir" anne sayılmayı kabul etmiyorum. Haksızlığın daniskası bu! Bir kadının  kaç çocuğu olursa olsun anne hep birdir, sadece çocukların sayıları çoğalır mantığını da sırf bu sebepten reddediyorum! Mümkün olsa beş, yedi hatta on anne olarak kayıtlara geçmek gerek. Evet evet, on annelik uyku, on anne sabrı, on anne kararı, on anne kolu, bacağı, dili dudağı...

Hep dediklerine geldim, sözlerini düşünüp içimde senli anılar topladım. Böyle böyle, içimde seni biriktirdim durdum. Üçer beşer senden attım içime. Kumbara gibiyim anlayacağın, adımı da buldum kumbaranne dedim kendime. Babaanne, anane gibi kumbaranne. Dahası da var. Bütün etimolojik bilgilerimi yerle yeksan edip anne, "an" kelimesini içinde sakladığı için mi böyle kıymetli acaba diye düşündüm. 

“Anne olunca anlarsın”ların içinde meğer ne çok bilgelik varmış. Dün sesini duymayı, bugün seni biriktirmeyi öğrendim. Bakarsın yarın da sayfa sayfa okurum seni. Herhâlde böyle böyle başlıyor ve bitiyor annelik mektebi.