Yakında sandığa gideceğiz. Bu satırları yazdığım şu anda seçimlere 33 gün var. 33 gün sonra oylarımızla iktidarı belirleyeceğiz. İktidarı belirleyeceğiz demek ne kadar doğru olur? Demokrasiye geçtiğimizden bu yana bir kaçı dışında aslında tek adam için oy kullanıyoruz. 12 Eylül 1980 darbesi özgürlükçülüğü rafa kaldırarak, devleti korumak hedefiyle ön seçimlerin önünü kapatmış, parti disiplini adıyla katı bir lider egemeniliğinin yolunu açmıştı. 2018 halk oylaması bunu sistemleştirmiştir. Bugün çok azı dışında her partide her şey liderin iki dudağı arasındadır.

Sınırları çizili bir çerçeve içinde bireylerin, kendi görüş ve istekleriyle seçmiş olduğu temsilci veya temsilci grupları üzerinden, siyasi fikirlerini belirtme duruma temsili demokrasi dendiğini belirtelim. Orada da delege diktası vardı. Her mahalleden (bin türlü küçük oyunların döndüğü) seçimle gelen delegeler belediye veya milletvekilleri adaylarını seçmen halk için belirlerdi. Temsili demokrasinin suyunun suyunu halk Ankara’ya gönderirdi. Bana kalsa delegelerin belirlediği sistem yerine her aday halk önüne çıkıp seçilmeliydi. O zaman katılımcı demokrasi gerçekleşirdi. Katılımcı demokrasiye geçilemeyince parti kutsallaştırılmış, partiler putlaşmıştır.

Temsili demokrasinin temeli Roma İmparatorluğu döneminde atılmıştır. O dönemde halk yurttaş sayılmadığı için seçkinler yöneticileri seçer senatoya gönderirlerdi. Benzeri bir sistem Eski Hindistan’da da vardı. Partilerdeki delege anlayışı seçkincilik değilde nedir acaba? Yerine konan lider eksenli anlayışta bundan farklı değildir. İkisinde de halk yoktur.

Halkın içinde olduğu sisteme katılımcı demokrasi denir. Halk iktidarda söz sahibidir. Karar verme süreçlerinde daha fazla yer alır. Kendi kaderini belirleme hakkını demokrasinin getirdiği eşitlik, sorumluluk, işbirliği, diyalog ve şeffaflık esasına dayalı referandum, yerel seçimler, sendikalar, odalar, mesleki örgütler, dernekler gibi çeşitli araçlarla daima elinde tutar.

Günümüzde temsili ve katılımcı demokrasi sandıkla sınırlı kalmıştır. Seçilenleri denetlemek, sorgulamak gibi bir durum söz konusu değildir. Hatta vekilleri tanımak şöyle dursun, liderin uygun görmesi üzerine başka illerden gelip ilinizden aday olabilirler. Buda parti liderlerinin baskıcı olduğunun göstergesidir. Basit çıkar hesaplarıyla dengeleri kendi eğilimlerine göre belirlerler.

Bugün adaylar etrafında kopan fırtınalar boşuna değildir. Bunun ölçüsü omurga yapılarında görülür. Bir ara her görüşten yazarlarla kadrosunu dolduran gazeteler gibi partilerde her görüşten kişileri aday göstererek seçimleri kazanacaklarını düşünüyorlar. Bana kalırsa bu omurgasızlıktan başka bir şey değildir. Seçime giderken bu durumu ayrıntısıyla vermek istemiyorum. İttifaklara ve adaylara bakarsanız söylemek istediğim şeyi açıkça anlarsınız.

Amaç sadece seçim kazanmak olunca omurga terk edilirmiş.