Analar bahta karışmaz sadece tahtı yapar dediler diye atalar sözüne uyduk.
Baht meselesi bizi aşar, haddimiz de değil zaten deyip yola düştük.
Evladın tahtı için uğraştık, didindik durduk.
Kimisinin tahttan anladığı başkaydı gördük, bildik de duymazdan geldik.
Taht taht dedimse kimsenin aklına sırma kumaşlarla bezeli, sedef kakmalı, incili mercanlı, altından sırtı, Hint kumaşından yastığı olan bir şey gelmesin. Hiç niyetlenmedik öyle şeylere . Derme çatma olmasa bile elimizden ne gelirse karınca kaderince ortaya bir taht kurduk.Tahtadan bir taht da olur yeter ki ayakta kalmasın dedik. En mühimi de kim için ayağa kalkacağını, ne zaman yerinde mıh gibi çakılı duracağını bilsin istedik. Meğer bilmişiz de istemişiz zira bazıları koltuktan etmeyi meslek haline getirmiş,. Oturulacak her yeri makam sananlar için "kaldırmak" adet haline gelmiş.
Yerinden yurdundan etmek sırf büyüklerin büyüklere yaptığı zulüm değilmiş, çocuklarımızı da yerlerinden etmek isteyen birileri türemiş. Yanımızda yamacımızda sinsi bir ayrık otu gibi bitmiş. Bu da yetmemiş elimizde kalan bir taht yapma hakkı vardı ona da göz koyanlar olmuş. Bütün koltuklar, sandalyeler bitmiş ,sıra anaların elleriyle yaptığı tahtlara gelmiş.
Kızdım! Coştum! Çağladım! Taştım! Sakin akan sularımdan eser yoktu. Şaşırttım, doğrudur yaptım. Öyle göz kararı yemek yapar gibi değil milimi milimine ölçüp biçip el emeği göz nuru döküp ,ruhsatını elden değil ötelerden alan anaların yaptığı tahtı, al aşağı etmeye çalışanlara susmak olmazdı. Susmadım. Her kuşun eti yenmez, her yere öyle destursuz çökülmez! "Tah'ın " t 'leri düşer -ah'ı kalır. Anaların tahtı anaların ahına dönüşür de tahta kıymet verenler taht değil ah alır. Alır da anlamadan kalır!