Bahar mevsimi geldiğinde içim ısınıyor. İçim kıpır kıpır, içim coşkulu. Hayat çıplak, hakikat çıplak, her şey bir resim sergisi gibi önünde. Doya doya bak. Her şey yalın ve gerçek.
Bir çiçek inliyor bahçede. Çalıların arasında kalmış, bir çiçek bir kelebek bekliyor üzerine konsun diye. Duası kabul oluyor, üç beş günlük ömrü boyuca o çiçek bir kelebek bekliyor, bir arı bekliyor. Bir çocuk bekliyor gelsin beni sevgiyle kucaklasın, sarsın diye. Bizi bekliyor, etrafımda dolaşsın ve koklasın taa içlerine çeksinler beni, mutlu olsunlar diye.
Şairler bekliyor o çiçek, şiirler yazsın diye. Ozanlar bekliyor bana türkü söylesin diye. Bizler ise kör, sağır kahve köşelerinde, oyun başlarında, kapalı restoranlarda aç kurtlar gibi saldırıyoruz. Ete ekmeğe hiç doymayacakmışız gibi. Oysa asıl aç olan midemiz değil, ruhumuz, gözlerimiz, burnumuz.
Bizler kapalı yerlerde şaklabanlar gibi yiyip geğirip kahkahalar atıyoruz, arsızca.
En çok şiir bu aylarda yazılır oysa, toprak ve doğa bu aylarda bir başka kokar, huzuru bu mevsimde buluruz.
Bahçeye soğan ektim yeşermeye başlamışlar, bakla ektim bir karışı geçmişler, domates ve biber yerlerini belliyorum, pek yakında belki ekerim. Bunlar kâr için yapılan işler değil, toprakla haşır neşir olmak için.
Geçmiş yıllarda sapanca ormanlarında ağaç diktim, geçtiğimiz sonbaharda ziyaret ettim, Trabzon hurması ile konuştuk, töngelle el sıkıştım, adım gibi biliyorum beni tanıdılar, onlara dereden su taşıyıp suladım, şimdi kurdun kuşun nasibi ve ben sosuz mutluluk içindeyim.
Şair boşuna dememiş “Bu aylar beni deli edecek.“ diye.
Kalın sağlıcakla.