Sevgili okurlar, bu yazım bir insan hakları günü hatırasıdır. Ülkece üzerine çok düşündüğümüz, kâh çok üzüldüğümüz, kâh çok sinirlendiğimiz bir problem, bundan birkaç gün önce çok önemli bir gelişme yaşadı. 8 Aralık 2024 tarihinde Suriye’de Esad rejimi muhalifler tarafından düşürüldü. Kısaca bu konu hakkında bir hatırlama yapmak gerekirse, “Esad rejimi, 1971 yılında Hafız Esad'ın askeri darbeyle Suriye'nin lideri olmasıyla başladı. Esad ailesi, Baas Partisi'nin desteğiyle güçlü bir otoriter rejim kurarak, ülkenin siyasi yapısını ve güvenlik sistemini merkezileştirdi. Hafız Esad'ın ölümünden sonra, oğlu Beşar Esad 2000 yılında iktidara geçti ve reform vaadiyle yola çıksa da otoriter uygulamaları devam ettirdi. 2011'de Arap Baharı'nın etkisiyle Suriye'de başlayan halk ayaklanmaları, Esad rejimine karşı geniş çaplı protestolara dönüştü. Rejim, protestolara şiddetle karşılık verince ülke hızla bir iç savaşa sürüklendi. Yıllarca süren çatışmalarda milyonlarca kişi yerinden edildi ve yüz binlerce insan hayatını kaybetti.”
İnsan hakları hatırası demiştik dimi? 10 Aralık insan hakları günüydü. 10 Aralıktan birkaç gün önce Suriye’de bu gelişmenin yaşanması hepimizi gerçekten çok mutlu etse bile ardından gelen haberler yine hepimizi bir o kadar üzdü. Bir insanın hakları nelerdir? Hayat hakkı ve kişi dokunulmazlığı, yani yaşama hakkı. Suriye’deki insanların bu hakka sahip olmadığını bir kez daha gördük. Bu hakkı elde edebilmek için hakkından vazgeçip can verenleri gördük. Haklarına sahip olabilmek için ülkesini terk etmek zorunda olanlarıda, yıllarca ülkemizde misafir ettik. Bazıları misafir oldukları ülkemizde, biraz alıştıktan sonra yaramaz bir çocuk gibi davrandı. Bazıları ise gerçek bir misafirmiş gibi hareket etti. Bu sebepten bizlerde yeri geldi sinirlendik, yeri geldi duygulandık. Çoğu zaman vatandaş olarak kendi haklarımızın ihlal edilmiş olduğuna karar verdik. Ama yine misafirlerimizi evimizde tuttuk.
Bir diğer insan hakkı ise kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği. Zaten kişinin yaşam hakkını tehdit eden bir ülkede bu hakkın onlara verilmesi beklenecek bir davranış şekli değil. Çok yakın zamanda haberlerde gördüğümüz o çirkin görüntülerde bu hakkın verilmediğini Suriye hepimize kanıtlamış durumda. Hapishanelerden gelen görüntülerden veya yıllarca Suriye halkına yapılan tehditlerden bahsetmemize de gerek yok. Günümüzde herkes bu bilgilere çok rahatlıkla ulaşabiliyor ve yine günümüzde bu bilgiler çoğu zaman görmezden geliniyor. Benim bu yazım aslında bir bilgi paylaşımı değil, hatırlatma oluyor. Bu insan haklarını ve nasıl ihlal edildiklerini çok daha fazla uzatarak anlatabilirim. Çünkü bu insan hakları sadece Suriye’de değil dünyanın birçok yerinde ihlal ediliyor. Gazze gibi… ve daha birçok yer.
Bu konuya Suriye üzerinden değinmemin sebebi, ülkemizi çok yakından ilgilendirmesi ve insan hakları gününe çok yakın bir tarihte gerçekten Suriye ve Suriye halkı için çok güzel bir gelişme yaşamış olmalarından kaynaklıydı. Fakat şimdi veda zamanı. Acıları acımız oldu, mutlukları da mutluğumuz. Çoğuna ev sahipliği yaptığımız Suriye halkına sormak isterim ki “ Ev sahipliği de bir insan hakkıdır, öyle değil mi?” Ve eklerim ki haklarınıza sahip çıkarken, bir başkasının o haklarını gasp etmemek insan hakları ruhuna dahildir. Neyse, bu veda zamanı sadece göçmenlerimizin kaderini değil, aynı zamanda bizim bazı toplumsal gidişatımızı da değiştiriyor. Mesela bizim iş piyasasına yeni denge yolları bulmamız gerekiyor.
Uzun lafın kısası, evet iyi-kötü yıllarımız geçti. Fakat bugün siz göçmenler bir probleminizi çözmüşken, bizim de bir problemimizi çözmemiz gerekiyor. Malum yaramaz çocuklarınız evimizi biraz dağıttı. Bazen bizim çocuklarımızda oyuna dahil olsa da şimdi evimizi toplama, gerçekten kendi normalimize dönme zamanı.