HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
İnsan aklının bir ya da birden fazla konuda kavrayıp belleğine aldığı, öğrenilen ve öğretilen gerçek, olgu ve ilkelerin tümüne bilgi adını veriyoruz. Uzun süreçlerde deneye yanıla edinilen bilgiye ise “tecrübe”, Öz Türkçesiyle “deneyim” diyoruz. Dolayısıyla bilgi tecrübeyle pekişir desek yanlış olmaz. Çünkü yanlışlar yapa yapa doğru öğrenilmiştir. Böyle edinilmiş bilgi el becerisini arttırdığı gibi kolay unutulur şey olmaktan çıkar. Bunun için tecrübe bilginin anasıdır.
Bugün bu konuda küçük hikâyelerim var.
İlki gemi motorları tamircisi bir ustadan söz ediyor.
Bilmem kaç bin grostonluk büyük bir geminin motoru arızalanır. Arızayı gidermek şöyle dursun, arızanın motorun neresinde olduğunu hiçbir usta bulamaz.
Durum böyle olunca bir sürü usta önerisi havada uçuşmaya başlar. Gelen ustalar bir arpa boyu yol alamaz. Her söze, her öneriye kulak kabartılır, çaresiz arayışlar başlar. Sonunda 30 yıllık gemi motorları ustası olduğu söylenen bir usta bulunur ve çağrılır.
Gelen usta tüm motor sistemini önce gözüyle süzdükten sonra takım çantasından küçük bir çekiç çıkararak motorun bir yerine küçük darbelerle vurur. Bu küçük vuruşların birinde koca motor tekrar çalışmaya başlar.
Gemi patronu ve çalışanları mutluluktan havaya uçarlar.
Sonunda gemi patronu borçlarının ne kadar olduğunu sormayı akleder.
Motor ustası 20.000 dolar olduğunu söyler.
Bunu duyan patron;
“Araması beş dakika tutmayan bir çekiç darbesi için 20.000 dolar çok değil mi? Ayrıntılı faturayla bunu açıklar mısın?” der.
Usta faturayı şöyle yazar.
Çekiçle vurma, işçilik: 2 dolar.
Nereye vuracağını bilmek: 19.998 dolar.
Sonra döner ve geminin patronuna
“Bu işi 5 dakikada yaptım evet, ama o 5 dakikanın içinde harcadığım 30 yıl, döktüğüm ter ve gözyaşı var. Bunlar işimi 5 dakikada yapmamı öğretti. Bu yüzden sizden o dakikalar için değil, nereye vuracağımı öğrenmekle harcadığım yıllar için 20.000 dolar istedim”
Gemi motorları ustası uzun yıllara, sayısız deneye, dökülen tere ve göz yaşlarına vurgu olarak tecrübeyi bu şekilde göze sokmayı tercih etmişti.
İkinci hikâyemiz kuzgunla kartalı konu ediniyor.
Kartalı gagalamaya cesaret eden tek kuş kuzgunmuş bilir misiniz? Kartalın boynuna biner ve onunla beraber uçarken bir taraftanda kartalı gagalarmış.
Kartal bu durumda kuzgunla savaşmaz, hatta hiç karşılık vermezmiş.
Kanatlarını gücüne güvenerek kocaman ve tüm ihtişamıyla açar, yüksekten, daha da yüksekten uçmayı amaçlarmış.
Çünkü yüksekliğin kuzgunun sonunu hazırladığını bilirmiş. Kuzgunlar asla kartalların uçtuğu yükseklikte uçamaz, o yükseklikte oksijensiz kaldığı için nefes alamaz, sonunda kartalın sırtından düşermiş. Kartal bunu sayısız kez tecrübe ettiği için telaşa kapılmaz, enerjisini boşa harcamazmış.
Uçar, sadece uçar, daha yükseğe uçarmış.
Gelelim “Kavuncu Yaşlı Amca” adlı üçüncü hikâyemize...
Yaşlı bir adam kavun satıyordu.
Etikete 1 kavun 3 tl, 3 kavun 10 tl yazmış, müşteri bekliyordu.
Oradan geçen bir genç delikanlı yanındaki kız arkadaşına
- “Beni seyret!” dedi.
Yaşlı kavun satıcısına döndü.
- “Amca bir kavun verir misin?”
- “Olur evladım.”
Kavunu aldıktan sonra genç delikanlı sorar.
- “Amca ne kadar?”
- “Üç tl evladım.”
Genç delikanlı aldığı kavunun parasını verir, bir kavun daha ister, onunda parasını verir, bir kavun daha ister. Onun da parasını vererek yaşlı adama toplam 9 tl vermiş olur. Bıyık altından gülerek yaşlı adama sorar.
- “Senden tek tek üç kavun aldım, 9 tl verdim. Ama sen oraya 3 kavun 10 tl yazmışsın. Bana kalırsa sen ticareti bilmiyorsun.”
- “Bak evladım, herkes bana akıl vereceğim diye 1 yerine 3 kavun alıyor. Senin gibi onlarında jetonları hemen düşmüyor. Tüccar mantığı bazen ters oyunlar oynatır. Müşterinin ilgisini böyle küçük oyunlarla çekmek, tecrübeyle sabittir ki daha çok satış yaptırır.
Ne demiştik?
“Tecrübe bilginin anasıdır.”