Bitti. Bu sefer engel olmak gelmedi içimden. Zaten bitmesini ister gibiydim. Öncekiler gibi
zamanı dondurabilmek, durdurabilmek gibi ütopik fikirler geçmedi  aklımdan. Demek yaş ilerleyince böyle oluyor. Öyle akreple yelkovana demirden halatlar bağlayıp var gücümle çekme isteğim, zincirler dolasam da daha yavaş aksa şu zaman demelerim kalmadı. Ses etmedim. Olgunca tokalaşıp her biriyle,  gün gün  bitmesini izledim. Bir önceki hatta ondan önceki ve çok daha öncekiler gibi bu da bitti. 

Bu sefer yemeği tabaktan aceleyle ve çocuksu bir telaşla sıyırır gibi değildi hâlim. Aman israf olmasın, o kalmasın, ziyan olur bunu da atayım ağzıma diyerek önümdeki şeyleri son bir uğraşla bitirmeye çalışmadım. Kalan kaldı, giden gitti ve bitti.

Bu bitme, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerden arabayla giderken benzinin bitmesi gibi değildi, hayat memat meselesi bellediğin sınavın bitmesine çok az kala elinde tek kalem olan uçlu kaleminin ucunun bitme kaygısı gibi de değildi. Ya da niye daha uzun sürmedi ki diye sitem edilen, hiçbir şey anlamadım dedirten tatiller gibi değildi bu bitiş. Aniden de olmadı, herkes biliyordu biteceğini. Kimsenin itiraz edememesi de bundan. Yoksa illaki birileri bunu yapardı. Nafile, bitti.

Bittiğine üzülebilecek, ardından ah vah edecek kadar mesele etmedim içimde hatta veznedeki kadın memurun  tiz sesiyle “sıradakiii!” demesine benziyor şimdiki hâlim. Kızgın da değilim pişman da. Üzgün olmakla  da izah edilemez bu durum. Daha çok  yenisi gelsin de vazifemi yapıp ben de gideyim vakitlice der gibiyim.

Bitti işte, eğrisiyle doğrusuyla kocaman bir yılı gömdük kolay mı?

Biten takvimin son sayfasını usulca koparmak az şey  mi? Takvimin son yaprağı kopunca takvim sanki bitmedi de çırçıplak kaldı. O hâliyle  hiçbir işe  yaramazdı artık. Biten her şeyin gördüğü muameleyi gördü. Biten zaman olunca daha  bir debdebeli mi uğurlanmalıydı yoksa  bilemedim. Çöpe de atmadım ama yenisini de henüz  duvara asmadım. Hâlâ yeni olana gözümü  alıştıramadım. Kalınca bir şey yine. Sanki “Eğer yaşarsan bak yine  bu kadar fırsatın olacak, iyi düşün, yine aynılarını  yapacak mısın?” der gibi parmak salladığını düşündüm. Sayfalarını şöyle  bir çevirsem sayılar, günler, önemli tarihler dışarı fırlayacakmış sandım.

Kaç kalın takvimi üst üste koysam boyum eder? Geçen yıl kar heyecanımdan vazgeçmiştim, acaba bu yıl da sırada takvim mi var?

Sahi kaç evde takvim kaldı ki ya da kimler yeni bir sene için takvim alıp evine astı. Günlerin ne zaman uzayıp kısaldığını, hangi doğa olayının ne zaman yaşandığını, evdeki yaşlısına günün hadis ve ayetini ya da tarihte kimlerin yaşayıp neler  yaptığını, unutulmuş erkek ve kız  adlarını okumaktan kimler vazgeçti? Duvarlarda yer mi yoksa gerek mi yok? Yer işgali gibi bir şey mi? Hele ki her şeyin içinde olan telefonlar varken çok mu demode oldu? Takvim... Bitti.

Kimine göre makul bir dönüm noktası, kimi için yapay bir milat atlası, kimi için zaman tüneli, kimi için ömrün taksimetresi…

Takvimde kalan son yaprağı nasıl uğurlar ki insan, hepsine yaptığımız gibi mi?