Ortadoğu’da her taşın altında farklı bir hesap, her sessizliğin ardında başka bir senaryo vardır. Bu topraklarda “tarafsızım” demek çoğu zaman taraf olmaktan daha keskin bir tercih anlamına gelir. İşte bu denklemin tam ortasında duran, çoğu zaman gözden kaçan ama dikkatli bakıldığında bazı büyük planların küçük ama etkili aktörü haline gelen bir yapı: Suriye Dürzileri.
Görünüşte tarafsız, içeride örgütlü, dışarıya kapalı; ama perde arkasında hangi ittifaklara göz kırptığı çok da belirsiz değil. Özellikle İsrail'le, coğrafi, çıkara dayalı stratejik bağları, artık kimsenin görmezden geleceği bir düzeyde değil.
Kim Bu Dürziler?
11,yüzyılda İslam dünyasından koparak kendi kapalı inanç sistemini oluşturan Dürziler; bugün Suriye, Lübnan ve İsrail üçgeninde varlıklarını sürdürüyor. Suriye'de yaklaşık 700.000 Dürzi yaşıyor ve bunların büyük çoğunluğu, İsrail ve Ürdün sınırına yakın olan Süveyda bölgesinde konuşlanmış durumda. Reenkarnasyona inanan, dini metinlerini sır gibi saklayan bu topluluk, yıllardır kendini dış dünyaya kapatarak hayatta kalmayı başardı. Ancak bu içe kapanıklık, dış ittifaklarla ilişkilerini maskeleyemiyor.
Tarafsız mı, Kontrollü Bir Bekleyiş mi?
Suriye iç savaşında ne rejimin yanında oldular ne de muhalefetin. Bu tarafsızlık, ilk bakışta çatışmadan uzak kalmak gibi görünse de derinlemesine analiz edildiğinde bir pozisyon alma değil, bir pozisyon koruma stratejisi olarak öne çıkıyor. Süveyda’da kendi silahlı milislerini kurmaları, yerel özerklik ilanı ve dış müdahalelere karşı pozisyon almaları bir hayatta kalma refleksi değil sadece; ileriye dönük bir alan açma hamlesidir. Unutulmamalıdır ki, bu bölgede atılan her “tarafsız” adımın arkasında mutlaka bir bölgesel denklem ya da dış istihbarat koordinasyonu bulunur.
İsrail’le Sessiz İşbirliği
Dürzilerin Süveyda’da bağımsız hareket etme kapasitesi, İsrail için adeta “tampon” görevi görüyor. Golan Tepeleri’nde yaşayan İsrail vatandaşı Dürzilerle kurdukları mezhepsel ve ailevi bağlar, Suriye Dürzilerini İsrail’in etkisine açık hale getiriyor. İsrail’in, Suriye içinde muhalefetle rejim arasında sıkışmayan ama Esad’a da tam biat etmeyen böyle bir grubu yumuşak güç unsuru olarak değerlendirdiği artık sır değil. Bu durum, İran’ın ve hatta zaman zaman Rusya’nın bile Dürzilere ideolojik yakınlık kurmakta zorlanmasının temel nedenlerinden biri. Çünkü Tel Aviv bağlantısı her kapıyı kapatıyor.
ABD ve Batı Ne Yapıyor?
Amerikan stratejisinin Dürzilere doğrudan bir silah ya da askeri destek sağlamak gibi bir yönü yok belki, ama Dürzileri “denge unsuru” olarak koruma refleksi dikkat çekiyor. Süveyda’da Amerikan etkisine yakın bazı yapılar, Dürzi milislerle dolaylı işbirliği içindeler. Bu da ABD’nin bölgede Esad karşıtı ama radikal olmayan gruplara alan açma politikasının bir uzantısı.
Türkiye Ne Yapmalı?
Türkiye, bugüne kadar Dürzilerle doğrudan bir çatışma ya da gerilim yaşamadı. Ancak son gelişmeler, bu yapının gelecekte Ortadoğu’daki dengeleri bozabilecek bir "sessiz tehdit" unsuru haline gelebileceğini işaret ediyor.
Süveyda’daki kontrolsüz milis yapıları,
Dürzilerin dış desteklerle özerk alan arayışları,
İsrail ile kurdukları bağlar,
Ve ABD’nin örtük desteği...
Tüm bunlar, Türkiye açısından bir güvenlik refleksi geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Devlet aklı, bu bölgesel örgütlenmeyi sadece bir azınlık meselesi olarak değil, bir vekâlet oyunu olarak okumalıdır. Çünkü bugün Dürziler “kendi haline bırakılmış bir grup” gibi görünse de, yarın İsrail’in stratejik uzantısı ya da Batı’nın yeni taşeronu haline gelebilir.
Türkiye Cevapsız Kalmayacaktır
Türkiye, son 20 yılda Suriye politikalarında ağır bedeller ödemiş bir ülke olarak artık hiçbir hamleyi “önemsiz” ya da “küçük” görmemelidir. Dürzilerle ilgili gelişmeler de bu kapsamda değerlendirilmelidir. İsrail’in bölgesel kuşatma stratejisi içinde “zararsız azınlık” maskesi takmış yapılar aracılığıyla yeni cepheler açma girişimi varsa –ki vardır– Türkiye bu oyunu erken okumalıdır. Ve şundan herkes emin olmalıdır: Devlet aklı bu süreci izliyor, not ediyor ve zamanı geldiğinde gereğini yapacaktır. Çünkü Türkiye için Ortadoğu, sadece bir dış politika başlığı değil, bir bekâ meselesidir.