Yürüyorum ormanlara doğru. Yeşil yapraklar rüzgarın hafif hafif esmesine dansla karşılık veriyorlar. Ufak ufak hışırtıları beni ve ruhumu dinlendiriyor. Yürüdükçe neler neler görüyorum. Böceklerin karşılıklı söyleşileri, hele ki uçuşan kuşlar çok hoşuma gidiyor. Derken bir yabani tavşan yıldırım gibi koşmaya başladı bayır yukarı. Belki kırk yıldır görmemiştim, çocukluğumu aklıma getirdi. Burnumun direği sızladı. Çocukluğumda koyun otlatırken her gün görürdüm.
Biraz daha yürüyünce nazlı nazlı akan bir pınara rastladım. Akıyor, bittiği biteceği yok, çeşme gibi kapatasım geldi, boş boş ve devamlı akması beni telaşlandırdı ama doğanın gereği bu, fatura filan derdi yok. Kim bilir nice canlara can oluyor.
Pınarın yanına oturdum, akışını seyre daldım ömrüm gibi gidiyor, su akıyor bir görevi var yine. O görevini yapıyor acaba ben verilen görevimi yapıyor muyum?
Yoksa boş, avare biri miyim? Kulluk görevim var, insanlık görevim var, yolun neresindeyim?
Dostlarıma dostluk, insanlara insanlık yapabiliyor muyum? Beni seven ya da sevmeyenlere davranışlarım nasıl? Yoksa asalak biri miyim? Can yakıp, kalp kırdım ise bana yazıklar olsun.
Utandırma Allah’ım benim yolumu güzel çiz.
Kalın sağlıcakla.