İnsanlar sanıyor ki lise, üniversite okuyunca alim ulema olunuyor. Yine insanlar sanıyor ki üniversite etrafında konuçlanan kafelere gidip on liralık kahveye elli lira verince, babalarının parasını hoyratça harcayınca allame oluyorlar. Yine insanlar sanıyor ki dağ başlarında çobanlık yapanlar, binlerce sürüye yön verenler cahiller, aptallar. Yine insanlar sanıyor ki dağ başlarında güneş yanığından tenleri yanmış, kararmaya dönmüş insanlar cahil cuheladırlar.
Yok yok dostlar öyle değil, tabloyu tam tersine çevirin, ben o yaylalarda on altı yaşına kadar çobanlık yaptım, koyun otlattım. Daha sonra iki yılda bir, üç yılda bir o yaylaları bir yabancı gibi gezdim, dolaştım. Yaylalara misafir oldum, çobanlarla sohbetler ettim, memleket üzerine konuştuk durduk.
Hayretlere düştüğüm bilge insanlar gördüm, çobanlık yapan doktorlar gördüm, koyunlar otlatan hukukçu, yaylalarda süt sağan, kaymak yapan, yağ çıkaran üniversite mevzunu hemşire, memurluk yapmış, işlerini terk etmiş buralara gelmiş, buranın insanları gördüm ve uzun uzun sohbetler ettim.
Bir dostun şu sözleri beni büyüledi “Bu dağlar, cahil insanı alim, ulema yapar, bir yaz gel çobanlık yapalım dedi” ben de çocukken yaptım, hatta pınarların adını, otlakların şekillerini karagölün alabalığından bahsettim, o da onu geç dedi, o zamanlar çocuktun şimdi gel, aklın olgunluk çağında. Bu dağların dersinden ders al,havasından hava al, köpeğinden sadakati, kuzusundan sevgiyi öğren.
Bende söz geleceğim dedim ve ayrıldım, hayallerim hala oralarda.
Kalın sağlıcakla.