Geçtiğimiz Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde seçim ekonomisi uygulamanın vatandaşa ve devlete ne kadar zarar verdiğini bizzat deneyerek gördük. Yüksek enflasyon, yüksek bütçe açıkları ve ardından ek bütçe hazırlanması, TL’nin aşırı değer kaybı ve müthiş hayat pahalılığı…

Bunların izleri kısa vadede silinmeyeceğini herkesin bilmesi gerekir. Dahası önümüzde mart ayında yapılacak yerel seçimler var. Yine seçim için para musluklarının açılması halinde olacakları düşünmek dahi istemiyorum…Sıkı para politikalarına dönüş yapılmışken, yeniden dolaşımdaki paranın artırılması (yüksek enflasyon) siyasilere değil, vatandaşa zarar verecektir.

Zaten son iki yıldır bu politikaların acısını çekmekteyiz. Yaz aylarında 30 TL’den domates yiyorsanız, bunu dünyadaki krize bağlamak en hafif tabiriyle cahilliktir. Dünyada gıda fiyatları son 28 aydır yerinde sayarken, benim ülkemdeki fiyatları tutmak imkansız…Bunun adı şimdi global kriz mi? Yersen tabi…Gelelim seçim ekonomisinin ülkedeki zararlarına…

2024 yerel seçimlerinde yeniden bu politikalar (seçim kazanmak uğruna) uygulanırsa şöyle bir tablodan söz edebiliriz:

Seçim ekonomisi, genellikle populist politikalarla ilişkilidir ve kısa vadeli kazançlar sağlama amacını taşır. Bu, uzun vadeli ekonomik dengesizliklere yol açabilir. Örneğin, hükümetler, borçlanma ve kamu harcamalarında artışa giderek, kamu maliyesini etkileyen bir bütçe açığı yaratıyor.

Popülist politikalar genellikle para arzını artırarak yüksek enflasyon riskini artırır. Hükümetler, seçmenleri cezbetmek için para basma veya harcama artışı gibi politikalara başvuruyor ve bunun sonucunda enflasyon denen illet katlanıyor. Yüksek enflasyon da, ekonomik istikrarsızlığa ve yaşam standartlarının düşmesine yol açıyor.

Seçim ekonomisi, yatırımların azalmasına da neden oluyor. Hükümetler, seçim dönemlerinde uzun vadeli projeler üzerinde daha az odaklanabilir ve kısa vadeli kazançları ön plana çıkarıyor. Bu da özel sektör yatırımlarını ve ekonomik büyümeyi olumsuz etkiliyor.

Seçim ekonomisi, popülist politikalarla birlikte ekonomik bağımlılığa da neden oluyor. Hükümetler, seçmenlerin beklentilerini karşılamak için yabancı kredilere ve uluslararası finansal kuruluşlara bağımlı hale getiriyor. Bu durum, ekonomik bağımsızlığı ve sürdürülebilir büyümeyi olumsuz etkiliyor.

Çetin Oktay Kaldırım

Yaşadığımız şu dünyada “neyi sevmezsin?” deseler, söyleyeceklerimin arasında “ayrılık” kelimesi geçer. Oldum olası ayrıkları sevmemişimdir…Kardeş, aile, akraba, bazen bir dost yada bir komşunuz…Bir ayrılık geçtiği zaman moralimin bozulduğunu beni tanıyanlar bilir. Yine öyle bir dönemdeyim…

Sırada Vali Çetin Oktay Kaldırım’ın vedası var …Kısa bir zamanda Sakarya insanıyla mükemmel diyalog kuran,  girdiği her ortama uyum sağlayan, makamı yüksek ama bunu hiçbir zaman aklında tutmayıp, herkese karşı mütevazi kişiliğini sergileyen harika bir karakteri Ankara’ya yolluyoruz…Sayın Valimizle en fazla diyalog kuran gazetecilerin belki de en başındayım. Gece gündüz farketmez, bir konu olduğunda kendisini rahatlıkla arayabilen biriyim. Böyle bir samimiyetle geldiği günden beri hoş diyaloglarımız hasıl oldu…

Ne diyelim, yolumuz Ankara’ya  düştüğünde kendisini mutlaka ziyaret edip bir çayını içeceğimden emin olabilirsiniz…Yolunuz açık olsun sayın Valim…