İlk hatırladığım savaş Vietnam savaşıdır. Gazetelerin manşetlerinden düşmezdi. Yazı dizimizin ilk bölümünde “O zamanlardan bu zamana kadar halkın çektiği zorluğu, çileyi, acıyı gösteren birçok savaş fotoğrafı ve televizyon görüntüsü beynime kazındı” demiştim. İşte o fotoğrafları sizlere anlatmaya devam ediyorum.

9: Irak’ta taş taş üstüne kalmamış, yok edilmiş bir şehirden kaçmaya insanların oluşturduğu mahşer görüntüsüne dayanmak mümkün değil. Oturacak yer şöyle dursun, yürüyecek kedi yolu bulmakta zorlanacağınız bir şehri rüyanızda görseniz korkarsınız; onlar bunu yaşadılar.

10: Suriye savaşında elini, ayağını, yüzünü kaybetmiş, yanan minikler. Onların canı can değil miydi? Sadece varlıklıların mı canı candır?

11: Şair Nedim İstanbul’un bir taşına acem mülkünü feda ediyordu. Iraktaki savaşta belki annesi, belki babası için, belki korktuğu için ağlayan bu miniğin gözyaşına kimi feda edersiniz? Ben bütün batı dünyasını... Çünkü onların gelişmesinde mazlumların gözyaşı var!

12: Beş bin yıllık dünya tarihinde sadece iki yüz otuz beş (235) yıl savaş olmamış. Böyle bir dünyadır bu dünya, acımasız ve zalim.. zulümler ve zalimler Bosna’da da ortaya çıkmıştı. Bosna savaşında kamyon kasasına tıkış-tepiş bindirilmiş kadın ve çocuklar ezilmeden gidebilmiş midir gidecekleri yere, kim bilir?

13: Gene Bosna’da mavi kelebekleri izleyerek buldukları toplu mezarlardan sayısız iskeleti gösteren fotoğraf savaşın canavarca bir iş olduğunu gösteriyor. Başka bir fotoğrafta bir kırda öldürülmüş insanların elbise ve ayakkabı içindeki kurumuş ceset, yanlarına ayrı konmuş mu kimbilir, kuru kafa görüntüsü vardı. Sıra sıra dizilmiş, yeşil örtülü tabutlar fotoğrafı Avrupa’nın ortasında insanlığın acımasızlığını belgeliyordu.

14: Bosna’lı kadınların el arabalarıyla yük taşır gibi taşımak zorunda kaldıkları çoluk, çocuk, hasta ve yaşlıları gösteren fotoğraf unutulur mu?

15: Kimin mezarı başında dua ediyordu Boşnak kız çocuğu? O solgun yüzlü, hiçbir şeyden habersiz o kız çocuğu mıh gibi çakıldı beynime..

16: Suriye de iç savaş ve işgalcilerin çizmeleriyle eziliyordu halk ve tabii çocuk.. Bu kadar mı yürek yakar masum bir bakış? Bu kadar mı masum olunur çocuk? Senin üzüntünle inşa edilen zenginlik ne kadar yaşar? Senin çalınan ömrünle uzayda dolaşsalar ne fayda.. Ne fayda Marsa ayak basılsa, ne fayda...

17: Dünyanın her yerindeki savaşta önceleri gülebilen dünya güzeli çocukları korku ve gözyaşına boğanlar nasıl yaşar bu dünyada, nasıl rahat uyur rahat yataklarında..

18: Çocuk çocuktur, baba da baba!.. Savaşta kolu ve bacaklarını yitirmiş olan Suriyeli çocuk Mustafa Munzir, koltuk değnekleriyle yürüyen babasının sırtında. Bu fotoğraf ülkemizde çekildikten sonra baba ve oğlunu İtalyan devleti tedavi etmek için almış. Ne kadar insani yardım gibi görünse de bu eylem sizce günah çıkarmak için yapılmış değil midir?

*

SAVAŞ ÇOCUKLARINA (şiir)

Kan revan içinde mi olmalıydı bu çocuk/ güneşli kırlar onu beklerken./ Kırlarda neşeli sincaplar, /o da sincaplarla koşardı zaten./ Ağaçlara tırmanırlardı birlikte,/ birlikte kırarlardı bir cevizi./ Belki saklambaçta oynardı bir tavşanla./

Giysileri niye yumoş yumoş kokmasındı?/ Can derdine mi düşmeliydi korku mu sarmalıydı kalbini?/ Bataklığa mı saklanmalıydı anne babasına sarılıp?/ Çamurlu sular mı içmeliydi başka ülke çocukları çikolata yerken?/ Yesinler, gözümüz yok!/ Akıllarına getirsinler onları, görsünler, unutmasınlar yeterki./

Utanmadınız onu toza toprağa bulamaktan/ Kana bulamaktan öpülesi elini, yüzünü/ Yarın çalsa kapınızı istese dününü verebilir misiniz?/ Adım gibi biliyorum ödenmez borçlara girmezsiniz/ Ödünüz kopar alacaklıdan/ Ama sizden alacaklı dünyalı çocukları/ Onlar adına Suriyeli bir çocuk/ “Sizi Allah’a şikâyet edeceğim” derken titremediniz/ Ödenmez borçlara neden girdiniz?

Aydın Göle 27.02.2022

*

Raflardaki kitap gibi duruyorlar/ Dizilmişler sıra sıra “teldeki kuşlar gibi”/aynı sığınakta aynı Karbondioksiti maskeyle soluyarak üstelik./ Harflerin dökülmesin Ukraynalı çocuk/ sözcüklerin tükenmesin./ Sözcüklerin tükenmişse ümidinde tükenmiştir çünkü/ oysa yarınlar sizin.

Aydın Göle 27.02.2022

*

Saçlarını topladı önce/ Sonra özenle beresini giydirdi / ağlayan minik kızının./ Diz çöktü o da ağladı/ O da ağladı kızının göğsünde/ Buz gibiydi hava, kar yağıyordu/ Bir baba kız, ayrılma eşiğinde/ Savaşın bilinmezliği içinde/ Sessiz feryat ve figanla, acı acı ağlıyordu.

Aydın Göle 27.02.2022

SON