Zamanın büyüsünden midir bilinmez ama zaman bir hayli hızlı geçiyor. O kadar hızlı geçiyor ki çoğumuzda ciddi unutkanlıklar meydana geliyor. Hafızamız eskisi kadar güçlü değil. Üç yanımız denizken acaba yeteri kadar balık yemiyor muyuz? Belki de mevsimini denk getiremiyoruz…
Unutkanlık olayına geri dönersek bu aslında insanoğlu için bir açıdan nimettir. Hatırınızda her ayrıntı, her olay kaldığında yaşam eskisi kadar keyifli bir hal alamıyor. Çünkü hatırlanması gereken konular her zaman güzel konular olmuyor maalesef.
Memleket meseleleri de böyledir mesela. Ara sıra unutmamız lazım sanırım. Yoksa hatırımızda kalanlarla şimdi olanları birleştirdiğimiz de soru işaretleri kalıyor.
Hazine ve Maliye bakanı göreve geldiği günden beri duygusal ve şiirsel açıklamalarıyla dikkat çekiyor. Son açıklamasında ise “ en büyük derdimiz enflasyon” ifadesini kullandı. Açıklamaları okurken çok ayrıntılara takılmamaya çalışıyorum. Ama bazı siyasetçilerin açıklamalarını anlamak için satır aralarına veya seçilen kelime gruplarına bakmak gerektiğine inanıyorum. Enflasyonu bir dert olarak tanımlıyor. Burada hemfikiriz. Ama cümleyi kullanış itibari ile bu derdin sebebiyle ilgili bir mesuliyet kabul etmiyor. Yani ortada aniden filizlenen bir problem var ve biz bununla uğraşıyoruz tavrını takınıyor. İşte burada hem fikir olamıyoruz.
Daha önce kullandığı ekonomi gözlerdeki ışıltıdır ifadesi de aynı fikre hizmet ediyordu. Bambaşka konular konuşurken buluyoruz kendimizi. Çünkü sorunlarla yüzleşmeyi seven bir millet değiliz. Kaçmayı, kaçınmayı daha çok istiyoruz. Ben bir hata yaptım ve şimdi bu hatamı nasıl telafi edebilirim? Ya da bu hata için bu çalışmaları yürütüyorum. Diyemiyoruz…
Diyemeyiz. Çünkü kafamızda bekleyen çok akbaba olduğuna inanıyoruz. Akbabalar vardır yoktur bilinmez ama biz bu düşünceyle çok ilerleyemeyiz. Ki ilerleyemiyoruz.
Dövizi dert etmedik ama enflasyonu dert ettik.
Kadın cinayetlerini dert etmedik ama doktorları dert ettik.
Adaletsizliği dert etmedik ama gazetecileri dert ettik.
Liyakatsizliği, ehliyetsizliği dert etmedik ama televizyon programlarını dert ettik.
En acısı da Hakk’ı dert etmedik ama küfrü dert edindik kendimize…