Batıya angaje durumdaki gayri-milli siyasi partilerin geniş tabanlı bir blok oluşturarak İBB Başkanı seçilmesini sağladıkları Ekrem İmamoğlu esasında kimdir?

İdeolojik anlamda hiçbir donanımı olmadığı halde hangi hedefler için kimler tarafından "kurtarıcı" politik bir figür, hatta bir kült haline getirilmiştir?

Bu ve buna benzer onlarca sorunun aslında tek bir cevabı var: Vesayet odakları eliyle seksen yıl boyunca Türkiye'yi karanlık bir tünelin içine hapseden küresel emperyal odakların, 2002 seçimlerinde tecelli etmiş olan millet iradesini yok etmek istemeleridir. Bu meşru iradenin temsilcisi olan Recep Tayyip Erdoğan'ı devirmek ve
başlatılan devrimci yürüyüşün önünü kesmek...

Küresel planda ise, son çeyrek yüzyılda diplomatik ve askeri başarılarla yeniden elde ettiğimiz tarihimize yaraşır onurlu statükoyu değiştirerek, rol dağıtan ülke olmak yerine vesayet dönemindeki gibi yine kendisine rol verilen pasif bir üçüncü dünya ülkesine dönüştürmek; bağımsız inisiyatif kullanabilme imkânlarını yok etmek...

Bir önceki küresel haydut devlet olan ABD'nin Başkanı J. Biden, "Türkiye'deki muhalefeti desteklemeli ve cesaretlendirmeli; Erdoğan'ı iktidardan düşürmeliyiz..." demişti.

Denildiği gibi de yapıldı.
Muhalefet odakları batılı ajanslar tarafından fonlanan medya kampanyaları ile açıktan ve doğrudan desteklendi.

Başlatılan anti-emperyalist devrimci atılımı durdurmak üzere son çare olarak, emperyalist ülke büyükelçilerinin girişimiyle, içinde terör örgütleri, sözde Atatürkçü, sözde dindar ve milliyetçi partiler bir araya getirilerek işbirlikçi ajan muhalefet bloku yapılandırıldı.

Ve bu oluşuma aktif katkı sağlayan TÜSİAD ve medya patronları da eklendi.

Durum tam olarak, "Şahsi menfaatlerin müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edilmesi..." gibiydi.

Kısacası, kurmuş oldukları oligarşik yapının tüm unsurları küresel güç odaklarının organizasyonu ile seferber edilmiş; üzerindeki ölü toprağını atarak ayağa kalkmakta olan Türkiye'yi dizleri üstüne çökerterek tekrar müstemleke ülke hâline getirmek üzere Fetö ve PKK gibi terör örgütlerinin de aktif desteği ile onların uzantası olan Ekrem İmamoğlu, parlatılarak sahaya sürülmüş bir çaşıt olarak seçilmiştir.

Yunan ve Rum medyasının Ekrem İmamoğlu'na olan yoğun desteği ve ardından yapılan İstanbul Belediye Başkanlığı seçimini kazanmış olmasından dolayı duydukları yüksek dozdaki sevinç elbette sebepsiz değildir. Kendisinin Mason lobisine olan sempatisi, yakınlığı ve ziyaretleri elbette bir tesadüf değil.

En başta gelen sebeplerden biri ise, Ekrem İmamoğlu'nun soy bakımından kökeni Rumluğa kadar uzanmaktadır. O, "İmamoğlu" soyadını daha sonra almış bir ailenin ferdidir.

Yunan gazeteci Ioanna Kleftogianni,
İmamoğlu seçimi kazandığında attığı, “İstanbul’u Pontuslu kazandı” başlığını elbette unutmadık.
Yunan gazeteci: "Yunanca’da Pontuslu demek, Karadeniz kıyısından demektir asla İmamoğlu’nun Yunan kökenli olduğunu ima etmedim” demesi ayrıca manidar. Pontus laz.

Bir diğeri ise, ellerini saygısız biçimde arkaya atarak Konstantinopol'ü İstanbul yapan Büyük Türk Hakanı Fatih Sultan Mehmed Hân'nın türbesine atmış olduğu o, tekme...

Zira, Ekrem İmamoğlu, "Zulüm 1453'te başladı!" diyen Bizans özlemcisi cenaha mensup bir kişidir. Bu kimliği ile misyonu, oligarşik çevrelerin arzu ettikleri vesayetçi yapıyı yeniden millet iradesinin üstüne çıkaracak olan meşum planı uygulama safhasına taşımaktır.

Onu, bu misyonu yerine getirmesi için legal-illegal tüm enstrümanları devreye sokarak hazırlayan haçlı batı, Türkiye üzerindeki kirli emellerine hizmet edecek bir profil olarak, kendisini İBB Başkanlık makamına taşıyan dinamiklerin tekrar devreye sokulması suretiyle; yapılacak bir sonraki seçimde İmamoğlu'nun, Cumhurbaşkanlığı makamına oturtulması hedeflenmiştir.

Bu gayeye matuf olmak üzere batılı istihbarat örgütleri ile organik ilişkiler kurularak küresel güç odakları ile koordine edilerek konspiratif/kriminal faaliyetler içine girilmiştir.

Sonuç olarak, Türk Emniyeti, uluslararası bağlantıları da olan bu konspirasyonu deşifre ederek, kod adı "Mayor" olan elebaşı durumundaki Ekrem İmamoğlu da dâhil olmak üzere, ilgili tüm kişileri yargı organlarına sevk etmiştir.

Gezi, FETÖ ve 15 Temmuz Darbe girişimi gibi
major planlarıda suya düştü.

Türkiye'yi kendileri için elverişli bir sömürge hâline getirecek olan meşum plan da böylece çökmüş; belirledikleri misyonu tamamlamaları engellenmiştir.

Böyle bir profilin sözde (güya), Atatürk'ün kurduğu partinin temsilcisi olarak özellikle seçilmesi aslâ tesadüf olamaz. Atatürk'ün, "Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için belli başlı bir vasıtadır. " sözünün içini boşaltarak, yolsuzluk ve ihaneti zafer olarak görenlere, Gazi'nin, "Düşünmeyen beyinler, düşüncesizlere esir olmaktan öteye gidemezler." ifadelerini hatırlatmak isterim.

Tüm bu izahlardan sonra varılacak tek bir sonuç vardır: Üzerine çekilen yaldızlı tabakayı kazıdığımızda Ekrem İmamoğlu, Türkiye'ye kurulan uluslararası komplonun ürettiği konformist bir kimlik; post-modern çağın kullanışlı jan jan bir figür, diploması gibi her şeyi sahte olan ve kendisine milletin emanet ettiği iradeye yolsuzluk ile kara leke düşüren bir majör görmekteyiz.

Onların unuttukları ve bizim her dâim hatırlattığımız bir gerçek var:
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.