Her yanım cılk yara olmuş da kendimi tam teşekküllü bir hastane odasına alınmış gibi hissediyorum. Tepeden tırnağa neyim var neyim yok bakılacak ve tedavi edilmeden de bırakılmayacakmışım gibi. Tam da olmam gereken yerdeymişim ve emin ellerdeymişim hissi... Hekimlerin hepsi etrafımda pervane... Hangisine hangi yaramı göstersem şıp diye geçecekmiş gibi. Hasta olduğumu, iyileşmeye geldiğimi unutacak kadar iyiyim. İzzetüikramın da haddi hesabı yok. Aslında hep bildiğim nimetler ama şimdi her şey dakikası dakikasına ikram edilince nasıl kıymetli nasıl da lezzetli...

Başımda, güler yüzlü hemşirelerin biri gidip biri geliyor sanki. Ne eksik ne fazla, yaralarıma sabah akşam tam otuz kez pansuman yapsalar hiçbir şeyim kalmayacakmış gibi. Tamı tamına  30 gün... Sonrasında zihnimde, tenimde ve yüreğimdeki yaralar kapanacak da gönül rahatlığıyla insan içine çıkabilecek, sanki gözlerime fer, içime yepyeni bir nefer gelecekmiş gibi. Ne bileyim öyleyim işte, öyle hissediyorum.

Bir medet. Benim için adı medet. Adı, varsın hep ramazan diye söylensin dursun; ben "medet "diyorum.

Yıllarca kapı kapı gezmiş, iş aramış bir işsizin en nihayet nüfuslu birinin selamıyla "geldim " der demez işe kabul edildiği ilk günkü heyecanı var içimde.

Sanki o çok beklediği ayakkabısı alınmış ama eskir ya da başına bir iş gelir diye giymeye çekinen çocuğun korkusuyla karışık sevincine benziyor bu hâlim.
Söylersem ya içimden uçup  giderse diye susmak istediğim ama Yunus gibi  "Ya ben öleyim mi söylemeyince" dediğim bir hâl...

Feleğin çarkını çevirmişim de büyük ikramiyenin yazılı olduğu ok beni gösteriyor gibi kendimi bir zengin, bir şanslı hissetmeler... Kapımın eşiğine benim için bırakılmış bir hediyeyi almış, alabilmiş olmanın verdiği mutluluğa benzer bir şey...

"Hadi al sana bir fırsat daha, kıymetini bil!" denilmiş de bu sefer elime yüzüme bulaştırmayayım, daha dikkatli yürüyeyim derken heyecandan ne yapacağımı şaşıracağımdan adım gibi emin olmalar...

Aklımın karanlıkta kalmış köşelerine girip aydınlatan bir fener, yüreğimin en derinlerinde kalmış yerlerini sanki dip bucak temizleyen bir gündelikçi var.

Her gün biraz daha kök salıyor içimde yeniden yeşeren bir hayat... Ayaklarıma dolaşık ipler tek tek çözülüyor; rahatlıyor, hafifliyorum. 30 günlük bir kum saati eşliğinde ilerliyorum.

Dünyanın nasır tutmuş gerçeklerini delip geçen, buzlarımı eriten bu ince belli kum saatinin sadece benim için akmadığını düşününce kaybetmişken bulmuş, kaybolmuşken bulunmuş gibi hissediyorum.