Karşı banktan biri doğrudan doğruya, hiç çekinmeden ve arsızca, bir bankta oturan üç arkadaşa bakıyordu. Hava güneşli ve ılıktı. İnsanın kanını kaynatan bahar gelmişti sonunda. Her taraf yeşermişti ve havada mis gibi bahar kokuları vardı. Beklenen şeyde buydu. Uzun, soğuk, dondurucu bir kış geçirmişlerdi çünkü. Kar her zamankinden fazla yağmış, uzun süre erimemişti. Kuşlar ne yemiş, ne içmişlerdi kara kışta, onu merak ederlerdi. Sokak hayvanlarına verilen su ve yiyecek hangisine yeterdi ki? Eskiden evlerin arka bahçeleri olur, sofra bezleri arka bahçeye bakan pencerelerden silkilir, kedi, köpek, serçeler güvercinler oradan paylarını alırlardı. Ev kedisi, ev köpeği diye bir şey yoktu, yılan, fare ve haşere dışında hepsi bir arada yaşardı. Doğal yaşam bu değil midir zaten? Bahar, doğal yaşama davetiyedir. Kargalar bet sesleriyle gaklar, kediler birbirini miyavlayarak, köpekler havlayarak kovalarlardı. Toprakta meraklı solucanlar çıkar, kendilerini gösterirlerdi bir yerden düğüne gelmişçesine. Onlarda kış uykusundan uyanmışlardı sonuçta. Doğanın sesi şehnaz longa gibi gelirdi insana baharda. Gel de yaşama, gel de bahar coşkusuyla dolma. Bahçeleri, parkları gel de doldurma şimdi.
Ferit bisikletin kadrosunda Ayhan’la Atatürk parkına gelmişlerdi. Arkalarından Bahride yetişmişti onlara. Altı kişi ile kurdukları kitap kulübünden söz açılmış, okudukları kitapları birbirlerine anlatıyorlardı. Biri İsmet Zeki Eyüboğlu’nun denemelerini okumuş, bir diğeri Atilla İlhan’ın “Hangi”ler serisinden birini. Fenerbahçeli Bahriyle Beşiktaşlı Ayhan ve Galatasaraylı Ferit Portekiz diktatörü Salazar’ın “3 F” ile futbol, fado, fiesta; yani futbol, Portekizlilerin dünyaca ünlü müzikleri ve bayram veya eğlence günleri ile ülkesini yönettiğini duydukları günden sonra futbol konuşmayı bırakmışlardı.
Tabii fıkralar, fıkralarla birlikte kahkahalarda havada uçuşuyordu. Ayhan sesli konuşurdu. Sesini bir başka bankta oturan duyar, ne konuşulduğunu dikkat kesilirse anlardı. Kendiyle ilgili girdiği mücadelede bu huyunu yenememişti. Kimi tiklerini eskisi gibi tekrarlamıyordu, çoğunu unutmuştu bile, gelgelelim şu sesli konuşma huyundan vazgeçememişti. Karşı banktan kendilerine bakan birinin olduğunu görünce kendisine yüksek sesle konuştuğu için kızdı.
Sesini biraz alçaltıp Ferit ve Bahriye izlendiklerini söyledi. O tarafa hemen bakmamalarını istedi. Ama o tarafa bakmaktan hiç biri kendini alamadı. Karşı banktaki kişi kendisine bakıldığını görünce yerinden şöyle bir kalktı, sonra tekrar oturdu.
Hiçbir şey yokmuş gibi konuşmaya çalışmışlardı. Gerçekte izlendiklerini düşünerek tedirgindiler. Kalkalım mı diye sordular birbirlerine.
Ayhan dayanamadı karşı banktaki kişiye “ne bakıyorsun kardeşim” dedi.
Banktaki kişi kalktı, onlara doğru geldi.
- “Selamünaleyküm” dedi.
- “Aleykümselam” dedi Ayhan.
- “Sizin sakat olduğunuzu gördüm, dikkatimi çektiniz” dedi Ayhan’a.
- “Neden?”
Genç bir adamdı. Kabak gibi sağ ve sol diye ikiye bölünmüş ülkenin, bıyıklarıyla sağ görüşlü bir bireyi olduğu konuşmadan da anlaşılıyordu.
- “Kaza geçirdim, bende sakat sakat bir süre yaşadım, ondan.”
- “Geçmiş olsun!”
Ayhan, Ferit ve Bahri konunun siyasi olmadığını fark ederek çok rahatladılar. Ülke insanlarının farklı görüşteki insanlarla tartışma kültürü yoktu. Hemen yumruklar sıkılır, silahlara sığınılırdı. Oysa hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırlardı. Ama nerdee?..
Genç adam “Sağol!” dedi.
- “Şimdi gördüğünüz gibi iyileştim. Yürümeme yardımcı koltuk değneklerini artık kullanmıyorum, bir sakata vermek istiyorum. Sana verebilirim.”
- “Teşekkür ederim benim ihtiyacım yok! Başka bir ihtiyaç sahibine ver!”
- “Sen alsana, sakat aramakla uğraştırma beni.”
- “Dedim ya, ihtiyacım yok! İki çift koltuk değneğim var!”
- “Sevabıma veriyorum, al işte!”
Ayhan yirmi dört yaşındaydı. Onunda kanı kaynıyordu, o da henüz gençti. Değnek vermek isteyen genç adamın “sakat aramakla beni uğraştırma”, “Sevabıma veriyorum, al işte!” sözlerinden incinmiş, öfkelenmişti.
- “Kardeşim, benim ihtiyacım olmadığını, iki çift koltuk değneğimin olduğunu söyledim.”
- “Sakat aramakla uğraştırma beni. Sevabıma veriyorum, al, benimde cennette yerim olsun.”
Ayhan bu sözlere dayanamamış ve patlamıştı artık.
- “Kardeşim ben size cenneti vermiyorum. Benden cenneti kazanamazsınız. Beni ne kadar ezdiğinizi fark etmiyorsunuz. Lütfen beni rahat bırakın.”