Büyümenin verdiği farkındalık mı, yoksa iletişimin bu kadar kolay ve hızlı olmasından mı kaynaklanıyor bilmiyoruz. Fakat bugünlerde okuduğumuz, izlediğimiz her şeyde bu soru aklımızın bir köşesinde farklı biçimlerde yer ediniyor: Hep mi böyleydi? Normal olan ne? Her şey yolunda mı?

Öncelikle emeklilerimizi tebrik ederiz. Emeklilik tarlalarınızı çok güzel ektiniz; ne yazık ki biçemediniz. Umutlarınızı alın terinizle suladınız, sabrınızla gübrelediniz. Sizler ne ektiniz bilmiyorum, ancak toprağın ne altında ne de üstünde kuru ottan başka bir şey kalmamış. Ya güneş yakmış ya da siz ektikçe birileri mahsullerinizi çalmış. Ancak üzülmeyin ve şükredin! Tabii, şükür karın doyurmazsa, emekliliği için çabalayan diğer gençlerin tarlasında gündelik işçiliğe gidin. Çünkü yeni nesil normalimiz artık bu.

Mesela, kentsel dönüşüm için deprem olması bekleniyor. Sanırım, binaların yıkım masrafından kaçınılıyor. Zaten depremle yerle bir olan binaların kentsel dönüşüme girmesi çok daha kolay olur diye düşünülüyor. Acaba diyorum, yazılıp bozulan planlarla insanların da yıkılan binalarla birlikte toprak olup bir dönüşüme girmesi mi bekleniyor?

Kimse kendini kontrol edemiyor artık. Özellikle de öfkelerini kontrol edemiyorlar. İşin tuhaf tarafı ise öfkelerini normal gösterebileceklerini düşündükleri haklı kılıflar bulmaya çalışmaları. Potansiyel katiller, önceden tespit edilebilmesine rağmen aramızda dolaşıyor. Mesela, pompalı tüfekle daha önce etrafa dehşet saçan bir kişi, bir iki yıl sonra öldürmeye teşebbüsten tutuklanıyor. Sizce de garip değil mi tutuklanmış olması? Çünkü artık bizim normalimiz bu değil mi?

Sokakta oyun oynayacak yaşta olan çocuklar, vahşet dolu planlar yapıyor. Bahsettiğim planların su tabancasıyla kola sıkmak olmadığını, kar topunun içine küçük taşlar sıkıştırmak olmadığını anladığınızı umuyorum. Çoğunlukla insanlardan daha az zararlı olan sokak hayvanları, zaman zaman toplu bir şekilde katlediliyor. Herhangi bir canlıya bunu yapan kişilerin yarın hedefinin bizler olabileceğini düşünemiyor muyuz? Acaba diyorum, her hafta kadın cinayetleri okumaktan kaynaklı duyarsızlaştığımızdan mı, yoksa elimizden bir şey gelmeyecek olduğundan mı her şey yolunda gözüküyor? Bunları normalleştirenler, bir gün vicdanlarını da kurban edeceklerini bilmiyor mu?

Gençlerimizin belirli belirsiz sebeplerden intihar ediyor oluşu umarım dikkatlerinizden kaçmıyor demek isterdim. Lakin, bu farkındalığı yaşayabilecek bir avuç insan kaldık. Daha hayatlarımızın başında hayal kurmanın lüks olduğunu düşünen umutsuz, işsiz bir nesil mi normalleştiriyor bu durumu, yoksa buna sebep olan düzen mi değersizleştiriyor gençlerimizi? Hep bu kadar az mı seviyorduk kendimizi? Ya da daha çok kendini seven ve bunun için çabalayan insanların hayatları mı soktu bizi bunalıma? Sosyal medyadan mı bu kadar çok etkilendik, yoksa dünyayı adaletsiz gibi gösteren azınlık mı kırdı heveslerimizi? Sevdiğimiz tarafından reddedilmek, onun hislerine saygı duymayı öğrenememek mi tetikledi bizleri? Garip değil mi? Diğerleri belki 10 yıl, belki de 30 yıl sonra bu dünyada olmayacaklarını bildikleri hâlde savaşlar çıkarabiliyorken, bazılarımızın sadece kendi kısa hayatları için savaşacak, çabalayacak cesaretlerinin olmaması.

Yıllar geçiyor, ancak insanlık geçen yıllara rağmen geçmişte kalmayı başarabiliyor. Filistin ve İsrail arasında ateşkes sağlandı. 2025 yılında, bundan yıllar önce yapılmış ve bitmiş olan (olması gereken) kutlamaları yaptık. "Ne güzel," dedik, "savaş yok, bitti." Artık topla tüfekle birbirine girmeyecek insanlar, üç beş kişinin hırsı yüzünden koskoca ülkeler parçalanmayacak, masumlar ölmeyecek diye sevindik. Hiç sormadık: Bu kadar azınlık, nasıl olur da diğer bütün insanlığa baş kaldırıp bu devirde böyle bir katliama sebep olabildi? Bizler bu savaşları yıllar önce insanların dünyaya ve kendilerine katabilecek daha farklı seçenekleri yokken, insanlar dünyada yer edinmeye çalışırken, ticaret ve bilim bu kadar gelişmemişken, toplumlar hiç bu kadar iç içe değilken yapmıştık. Belki tam bir barış kutlaması yapmamıştık, ancak toplu tüfekli, insanlık katliamı olan savaşların bitmesini yıllar önce kutlamıştık. Devrimlerle, bilimsel ve teknolojik gelişmelerle, insanlar arasında sosyal sınırları kaldırarak süslemiştik bu zaferlerimizi.

Bazen büyük değişimler küçük sorgulamalarla, basit sorularla başlar.

Peki şimdi soruyorum; her şey yolunda mı?