Hikayelerim 7: NERDESİN
Ayhan’ın telefonu çaldı. Arayan Son erdi. Açtı.
- “Bendeniz Karadeniz Soner Alper, Trabzon Akçaabat milletvekili aday adayı. Nerdesin?”
- “Başlarım senin aday adaylığına, geç aslanım bu masalı.”
Öner 1995 yılında milletvekili aday adayı olduğunu kimseye unutturmuyordu. Milletvekili olamamıştı ama kısa bir süre meclis şoförlerinden biri olmuştu. Daha sonra otobüs şoförlüğü yapmıştı. Otobüs şoförleri gibi apoletli ve ünlü bir Alman otobüs markasının sembolü yıldızlı gömleği sadece yıkamaya verdiği gün üstünde olmazdı. Her gün sakal tıraşı olur, her gün saçlarını yanlarını ıslatarak paket gibi tarar, askeri üniforma gibi armalı gömleğin üstüne köpek dili gibi sarkan kravat takar, jilet gibi ütülenmiş takım elbiselerini giyer, başında kasketiyle gezerdi.
- “Ben şu anda yola çıkacam, sen nerdesin?” diye Soner’e sordu Ayhan.
- “Şeye gelsene madem, eeee...”
Yerin adını unutmuş, eeee çekiyordu ki, Ayhan imdadına yetişir gibi sordu.
- “Nereye, kahveye mi?”
- “Yok, yok Deniz Bank’ın oraya gelsene...”
- “Deniz Bank nerde lan, ben bilmiyorum Deniz Bank nerde...”
- “Bulvarda, bulvarda..”
- “Bulvarda?”
- “Hee...”
- “Tamam gelirim.”
- “Kâmil’e dedimde, Kâmil şeyde Mobilya takıyormuş.”
- “Heee, doğrudur. Şu anda evin içindeyim, on dakika sürer çıkmam, tamam mı?”
- “Olsun, olsun.”
- “Sen Deniz Bank’ın orda mısın?”
- “Yok, ben şimdi Garajlardayım.”
- “Garajlardasın. Ben ararım seni tamam mı?
- “Tamam!”
- “O zaman müsaade var mı? Saçlarımı kestirecektim, kestireyim mi?”
- “Kestirme, kestirme!”
- “Tamam, kestirmem, görüşürüz.”
- “Sonra gider kestirirsin.”
Ayhan hazırlandı, çıktı dışarı. Adnan Menderes Caddesi Bakkallar Durağına geldiğinde Soner’i cep telefonuyla aradı.
- “Soner, Yeni Caminin ordayım, nerdesin?”
- “Deniz Bankın ordayım.”
Deniz Bankın önüne geldiğinde Soner’i göremeyince tekrar telefonla aradı.
- “Nerdesin?”
- “Garanti Bankasına geldim.”
Garanti Bankasının önüne geldiğinde de Soner’i gene göremedi. Telefonu çaldı, arayan Soner’di.
- “Nerdesin?” diye soruyordu. Ayhan Garanti bankasına geldiğini söyleyince Soner;
- “Sen karşıya geç, direk karşıya, İş Bankasının oraya. Ben oraya doğru geliyorum.”
Ayhan öfkelendi:
- “Allah belanı vermesin senin. Ben seni arayamam. Sen parka gel!
- “Hangi parka?”
Ayhan “Hangi parka olacak, Atatürk parkına” deyince, Soner; “Atatürk parkı nerde?” diye sordu. Ayhan aklından pes diye geçirdi bir an. Sorulacak soru muydu bu şimdi? “Bulvarda” deyince Soner; “Ben ordayım zaten” dedi.
Ayhan parka girdi. Büyük Şehir Belediyesinin yaptığı Engelsiz Yaşam Merkezinin yanından geçti. Şemsiyeli tarafına yöneldi. Bu arada ortalığa göz gezdiriyordu. Engellilerin Beyaz Köşk adını verdikleri Engelli Yaşam Merkezinde engelliler kapı önüne çıkmış güneşleniyorlardı. Küresel ısınma kendini belli ediyordu. Ocak ayının yirmisinde hava güzeldi, park insan kaynıyordu. Şemsiyelinin etrafını dolaştı; Soner’i göremedi. Fazla geçmedi, Soner aradı.
Gene “Nerdesin” diye soruyordu. Bugün nerdesin sorusunu sorma günüymüş demek! Soner yerinde durmuyordu ki.. insan olduğu yerde durur, geleni öyle beklerdi. Ayhan öfkeyle cevap verdi:
- “Ya ben seni öldürecem çocuk. Bin defa aradın, koştura koştura getirdin ve geliyorum yoksun. Ben parktayım ya, parkta.”
Soner’den “Hangi parkta?” sorusu gelince Ayhan “Allah bin belanı vermesin” dedi, “ne biçim Sakaryalısın” dedi, dedi de dedi. Sonra bulunduğu yeri tarif etti. Ama Soner anlamadı, gene nerde olduğunu sordu. Atatürk Parkının nerede olduğunu bilmeyene ne denebilirdi ki başka? Ayhan ağız dolusu manyak derken Soner’in “şemsiyelide mi” dediğini duydu. Ayhan’ın bulunduğu yeri en sonunda anlayınca kendine özgü deyişle “tren garının parkında” olduğunu belirtti. Ayhan bir yere kıpırdamamasını, oraya geleceğini söyledi. Parktan çıktı. Kent Meydanının önünden, oradan da İstasyona ulaşmak için iki kere karşıya geçti. Bir kere parkı boydan boya bir dolaştı. Bu arada hava güzel olmasına rağmen parkta Arapların olmadığını gördü ama Soner’i göremedi. Kabağın etrafını dolandı, tekrar havuza döndü. Yoktu işte, yoktu! Ayhan’ın telefonu çaldı. Soner’in gene aradığını anladı. Şu an başkası arıyor olsa sürpriz olurdu zaten. Açtı gene aynı ses aynı tonda nerde olduğunu soruyordu.
Nerdesin sorusu kim bilir kaçıncı kez soruluyordu bu gün? Ayhan, “TCDD’nin orada olduğunu söylemedin mi? Geldim; havuzu, bankları, kabağın etrafını, İstasyon Lokantasını dolaştım. Ayağa kalk, seni göreyim. Sen beni görürsen bana seslen, başka türlü seni bulamayacağım.” deyince arkasından “Ayhan Bey!” diye seslenildiğini duydu. Soner TCDD’yi karşıdan gören, kabağı orta bulvardan ayıran caddenin karşısından kendisine sesleniyordu. Orta bulvarda, bir havuzun yanındaki bankta Ayhan’ı bekliyordu. Nihayet buluşmuşlardı. Bir buluşma bu kadar zor olabilirdi ancak. Boşuna saatleri tüketmişlerdi.
Ayhan karşıya geçince;
- “Ömrümde bir insanın peşinde bu kadar dolaşmadım. Neden bankalar arasında dolaştın durdun? Beni de peşinde koşturdun!..”
Soner iki sözcükle cevapladı.
- “ Promosyon için!”