Çok güçlü bir adam gördüm bu sabah. Öyle böyle değil. Hayatımda gördüğüm en güçlü adamlardan biri desem yalan olmaz. Verilse tek eliyle dünyayı havaya kaldıracak kadar sağlam duruşlu, baklavalı göğüslü, sportif vücutlu, geniş omuzlu, kaslı, pazılı filan değil.

Biliyorum kızlar için bunlar, güçlülüğün hatırı sayılır hatta en bariz tescilli kanıtı. Ama benim dediğim böyle bir güç değil. Sevmediğimiz bir filmin sevmediğimiz aktörü gibi değil. Türk filmlerindeki Cüneyt Arkın ya da Kadir İnanır gibi de değil.

Bu adam nevi şahsına münhasır olduğu için çok güçlüydü. Nasıl güzele “güzel” demek için her zaman aynı estetik kaygılar geçerli olmuyor, benim hayranı olduğum "gücün" tanımı da pekâlâ farklı olabilir fikrinden cesaret aldım da söylüyorum. Vallahi de billahi de tallahi de esas güç de budur, güçlü de böylesi insanlara denir, vesselam. Gerisi fasa fiso. Gerisi kuru gürültü.

Bu adam bu gücüyle hiçbir bilek oyununa mahal vermeden "Var mı bana yan bakan?" diye nara atar, tek hamleyle kündeye getiriverir alimallah önüne geleni de kimsenin ruh duymaz. Duymaz çünkü her zaman rakipler minderde tuş edilmez. Mağlup ettiği kişiler de muhtemelen çoğunlukla hemcinsleridir. Aslında kadın- erkek, çoluk çocuk kendini güçlü zanneden kim varsa herkese meydan okuyordur da haberi yoktur. Bence böylesi daha makbul.

Nedir ya hu, bu güç güç deyip, anlata anlata bitiremediğin? Neymiş bu adamın güçlü olmasının sebebi hikmeti derseniz iki kelimeyle izah edeyim. Takdir ediyor. Bu. Sadece takdir ediyor.

Takdir ediyor. Hem de ağız dolusu... Böyle durduk yere söylenen çiğ övgülerle uzaktan yakından alakası yok. Avutmaya ayarlı bir ağızdan çıkan kes kopyala yapıştır kalitesizliği de söz konusu değil. Öyle lafı ağzında eveleyip gevelemeden koca koca arı duru pürüzsüz kelimelerle diyor diyeceğini. Tane tane, acele etmeden, oldubittiye getirmeden. Meseleyi anlamsız bir konuyla değiş tokuş etme ihtiyacı hissetmeden yapıyor bunu. Hayranlığını türlü sebeplerle göstermekten üşenip gözleriyle sunmayı tercih edenler, basmakalıp sözlerle meseleyi geçiştirip muhatabını takdir ettiğini sananlar gibi değil. Mest oluşunu içinde tutamayıp eliyle koluyla acemice döküverenler gibi de değil. Bildiğimiz, gayet tumturaklı cümlelerle, insanların sırtını veya omzunu pışpışlayarak büyük adamlar gibi takdir ediyordu hem de sesinin tonuna çekidüzen vererek en havalı hareketlerle süsleyerek. Gözler de takdir etmede ciddi rol oynar tabi ama böyle adamların gözleri pek konuşmaz. O da kendi içinde beceri sayılabilir ama esas güç, hakkı olana hakkını layıkıyla teslim edebilmekte. Hasılıkelam güçlü olmak, takdir edebilme becerisine sahip olanların kazanabileceği bir mertebe. Başka bir deyişle, şu dünyada sadece güçlü olanlar takdir edebilir. Nokta!

İçimde bir yerlerde duran haz mekanizmamın başlat düğmesine basılmış gibi hissediyorum. Resmen keyiften dört köşe olmuşum. Böyle birden adamı alıp saltanat kayığına koyasım, gücünü herkese tellal çağırtıp duyurasım, taht nevinden yüksekçe bir yere buyur edesim geldi. Onu yapamadım ancak yazdım. Bu, daha çok içime sindi.

Güçlü olanı bu kadar uzun uzadıya anlatıp asıl kime karşı gardımızı almamız gerektiğinden bahsetmemek haksızlık olur. Güçsüzleri ya da bir diğer tabirle takdir etme duygusundan yoksun olanları tanımakta zorlanan olursa bir çırpıda onları da tanıtayım. Onların takdir etmeye dilleri varmaz. Böylesi bir şeye dillerini alıştıramazlar, dahası bunun insani bir davranış olduğunu düşünmezler. Her ne kadar kerli ferli de görünseler bu bariz hâlleriyle kırk metre öteden seçilir “ben güçsüzüm" diye bas bas bağırırlar. Ayrıca öyle nadiren de değil çok sık karşımıza çıkarlar.

Benimki bir göz bağına (illüzyon, göz yanılgısına) engel olmak sadece. Ha bir de demeden edemedim madem sitem sevgiden doğar, sevgi de insanı hak sahibi yapar. Güçsüzler, hak sahiplerine haklarını teslim edememekle meşhurdurlar.