Asırlar süren uykusundan şimdilerde yeni yeni uyanmakta olan Türk biliminin şu kısa zaman dilimi içinde neleri başardığı ve başarmakta olduğunu gururla izlemekteyiz. Göğsümüzü kabartan, gurur ve onur abidesi olan, elle tutulur gözle görünür projeler.... Dosta huzur veren, düşmanın uykularını kaçıran üretimler...
Sadece biz değil, bilim ve teknoloji üretimi noktasında asırlardır süregelen atalet ve tembelliğin yerini artık birçok sahada Türk mühendisler eliyle ortaya konulan ileri teknik uygulamaların almakta olduğu, dünya bilim çevreleri tarafından da izlenmektedir.
Bugün itibariyle açmış olduğumuz bu kulvardan aralarında Avrupa ülkeri de dahil olmak üzere dünyanın birçok yerine teknolojik ürün ihracatı gerçekleştiriyoruz.
Esasında, tarih yolculuğumuzda biraz geçmişe gittiğimizde buna benzer bir tabloyu 14, 15 ve 16. yüzyıllarda da oluşturduğumuz görülecektir.
Avrupa'nın skolastik Orta Çağında ağır kilise baskısı altında karanlığa gömüldüğü dönemde Türk bilimi, kurmuş olduğu medreseleri ve rasathaneleri vasıtasıyla astronomi, tıp, matematik gibi pozitif bilim alanlarında sayısız eserler ortaya çıkarıyordu.
Döneminin bilimsel ortamını daha iyi anlayabilmek açısından, tıp alanında çığır açmış olan Türk hekimi Sabuncuoğlu Şerefeddin'i burada bilhassa zikretmemiz uygun olacaktır.
1386-1468 yılları arasında yaşamış olan ve deneysel tıbbın ve hastalıkların tedavisindeki cerrahi yöntemin öncüsü sayılan Sabuncuoğlu Şerefeddin, çok sayıda bilimsel eseri de kaleme alarak kendisinden sonraki kuşaklara hekimlik mesleğinde edindiği çok değerli tıbbi bilgileri de aktarmıştır.
Avrupa'nın rönesans ve reform yıllarından sonra ancak erişebildiği tıbbi metodlar, 15. yüzyılda Amasya Darüşşifa'sında başhekimlik yapan Sabuncuoğlu Şerefeddin tarafından yürütülen laboratuvar çalışmalarında bir asır öncesinde keşfedilmişti.
Osmanlı bilim ortamında görülen bu ilerlemenin bir başka göstergesi de, Avrupa'da kadınlar cadı avı altında yakılıyorken, Anadolu'nun vilayetinde Türk kadınlarının cerrahlık yapıyor oluşlarıydı.
Bu örnek bile tek başına uygarlığın parametrelerinden biri olarak gösterilen kadının özgürlüğü kavramının Osmanlı toplumundaki yerini anlamamıza yetecektir.
Bacıyan-ı Rum dediğimiz olgu, sadece savaş meydanlarında tecelli eden bir statüyü değil, aynı zamanda kadınlarımızın Osmanlı bilim sahasındaki yerini de gösteriyordu.
Kuşkusuz başta Sabuncuoğlu Şerefeddin tarafından ortaya konulan bu bilimsel keşifler, çeşitli vasıtalar üzerinden taşınarak Avrupa bilimini de etkilemiş ve akademik düzeyde evrensel tıp literatürüne girmiştir.
Eserleri arasında yer alan "Cerrahiyyeti'l-İlhaniye" ameliyatların nasıl yapılacağını gösteren ve bir nevi cerrahi atlas da diyebileceğimiz resimli ilk tıp kitabıdır ki, mevcut üç kopyasından biri bugün Paris Bibliotheque National'da bulunmaktadır.
Bu eserini o dönemde, ulu Türk Hakanı Fatih Sultan Mehmed Han'a takdim etmiş; eser yaklaşık dört asır boyunca sarayda muhafaza edildikten sonra ne yazık ki Tanzimat döneminde bir Fransız hekime verilmiş; eseri daha sonra geri istememize rağmen beş yıl önce ancak bir kopyasını PDF olarak göndermişlerdir. Ne kadar üzücü değil mi?
Sabuncuoğlu Şerefeddin, bir başka eseri olan "Akrabadin Tercümesi"nde ise, Türkçe tıp terimleri sözlüğü oluşturmuş ve farmakoloji konularını ele almıştır.
Bugün dahi başvuru kaynağı olarak incelenen ve deneysel tıbbın âdeta bildirisi sayılan "Mücerebnâme"sinde ise, ilaçların hazırlanış formüllerini tek tek göstermiştir.
Osmanlının yükseliş dönemini sadece askerî başarılar ile izah etmek, bütünün sadece bir parçasıdır.
Pozitif bilimlerdeki ilerleyiş ardından askerî başarıların gelmesini sağlamıştır.
Bugünkü durumumuz da kısmi olarak Osmanlının yükseliş devrini anımsatmaktadır.
Avrupa'nın durağan bir döneme girdiği bu çağda, ülkemizde ARGE çalışmalarına ayrılan kaynakların çoğalması ile giderek artan bilimsel çalışmalar ileri teknoloji üretimimize hız kazandırarak, bizi asırlar sonra bir kez daha küresel çapta bir güç hâline getirecektir.
Bugün TÜBİTAK ve ASELSAN gibi bilim ve teknoloji üreten kurumlarımızın başarıları Avrupa ülkeleri tarafından gıpta ile takip edilmektedir.
İlgili kurumlarımızın savunma alanındaki başarılı çalışmaların yanında, uzay projelerinden tıbbi görüntüleme cihazlarının üretilmesine kadar birçok alanda Türk bilimi yeniden dünyada itibarlı bir konuma yükselmiştir.
Küresel güç olabilmenin koşulu geleneklerinden kopmadan bu yolda ilerleyebilmek becerisinde yatmaktadır.Bu imza Türkiye Cumhuriyeti'nindir.
TEKNOFEST'ler ile büyümekte olan genç nesil, başlattığımız bu yolculuğu hedefine taşıyarak tarih sahnesindeki yerimizi bir kez daha yukarılara çıkaracaktır ve Türkiye Yüzyılı asırlar sonra da olsa tarihe yaldızlı harflerle yazılacaktır.
İnancımız ve gayretimiz tam.
Filiz Toklu