Veli olarak kimlik bilgilerim lazım oldu geçen bir kayıt işlemi için. Adam, haklı olarak dünyanın en
bilindik ve en basit sorusunu sordu. Adınız, soyadınız? Yetkiliyle saliselik önce boş boş bakıştık.
Zihnim, adımı unutmuş olacağımı kabul etmeye yanaşmamış olacak ki cevap vermek yerine donuk bir
şekilde bakmama sebep oldu. Adam o kadar boş boş bakmamdan hâlimi anladı, bana acıdı sandım.
Anlamamış. Bir süre de karşılıklı sustuk. Bu saniyelik sessizlikte hem hâlimi anlamasını isterken hem de bu anı neden yaşadığımı anlamaya uğraşmak çok tuhaf bir çaba gibi geldi. Zaman kazanmak için yapmış
olduğumu da düşünmüş olabilir. Adım ya, adım! Kırk yıldır üstümde damga gibi duran adım işte!
Adam alt tarafı adımı sormuştu. Ne demeye yalvarırcasına biraz süre verirseniz cevabı bulmaya
çalışacağım, der gibi bakıp adamdan anlayış umuyorsun diye bir de payladım kendimi ayaküstü. Ama
bir yandan da hâlâ adım gelmedi aklıma. Adam herkes gibi adımı bir çırpıda söyleyememiş olmamı
hoş görmemiş, “olur, insanlık hâli” falan gibi şeyler de dememişti ya mahcubiyetime bir de telaş eklendi.
Utandım. Çünkü ardımda uzun bir sıra ve sıradaki herkesin yetişmesi gereken dünya kadar işi vardı.
Görevli şimdiye kadar belki çok çok 11 haneli vatandaşlık numarasını hatırlayamayan insanlara denk
gelmişti.
Yenilmiş gibi hissettim kendimi. Görmeyi umduğum hoşgörü de sonuçsuz kalınca içinde her şeyin
olduğu karman çorman bir çantaya elini öfkeyle daldırırcasına zihnime çattım. Utanmasam sesli bir
biçimde “neydi, neydi…” diyeceğim. O derece! Aklıma ilk Gazze geldi. Hatta Gazze çok tanıdık geldi tam
“Gaz..” diyecek oldum, hemen durdum. Gazze’deki harfler ismime beni yakınlaştırdı ama ağzımdan
bir türlü Gamze çıkmadı. Adını da unutur mu insan? Unuturmuş.
Dünyayı ayağa kaldıran Gazze’deki soykırıma dair her bilgiyi, görüntüyü içimde bir yerlere sindirmeye
çalışırken belli ki adım sığmamış da dışarıda kalmış. Lüzumlu bilgiler sıralamasında demek ki adımdan
önce gelmesi gereken başka şeyler varmış, onlar gelince ismim kendini ayağa kalkıp yer vermesi
belki de çekip gitmesi gereken bir misafir saymış.
Görevliden müsaade istedim ve cüzdanımdan kimliğimi çıkarıp kendisine uzattım. “Gazze değil Gamzeymiş” dedi. Alaycı mı söyledi babacan bir tavırla mı bilmiyorum. Bakmadım o dakikadan sonra yüzüne. Zaten ne önemi vardı ki! O saatten sonra ha Ayşe ha Fatma ha Hayriye…!
İsim nedir ki dedim kendime sonra. Unutsam ne olur ki? İnsan ismini unutsa n’olur ki? İnsan zaten unutmasıyla meşhur. Asıl insan neyi unutsa insanlığına mal olur? Düşündüm “ya unutursam?” diye kaygılandığım şeylerin içinde ismim yoktu. Ama bunca ahlaksızlığa, bu kadar zalimliğe, gaddarlığa, hainliğe, gözümüzün önünde şahit ola ola alışırsak ve alışa alışa bu zulümleri unutursak
diye korktuğum doğru.