Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, KKTC ve Azerbaycan ziyaretlerinin ardından uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Faizler ve asgari ücret konusunda mesaj veren Erdoğan, 2 yıldır uygulanan düşük faiz politikasının işe yaramadığını gördü ve şu ortamda faizlerin yükseltilmesi gerçeğini itiraf etti.

Bunu nereden alıyoruz derseniz Erdoğan’ın şu cümlesine dikkat edelim: “Hazine ve Maliye Bakanı'mızın atacağı adımları süratle, rahatlıkla Merkez Bankası ile atmasını kabullendik”

Bunun anlamı; faiz sebep, enflasyon sonuç tezi ekonomide herhangi bir temeli olmadığı gibi, halka enflasyon olarak, hayat pahalılığı ve ıstırap olarak geri döndüğü anlaşılmıştır. Evet, Erdoğan yine düşük faiz politikasından vazgeçmediğini söylese de Şimşek’in politikalarını kabullendiklerini belirtti. Hemen not olarak belirteyim; bir iktisatçı olarak bende yüksek faizden yana değilim ancak, yüksek enflasyonist bir ortamda faizleri düşük tutmak, hane halkına bile bile sıkıntı çektirmekle eşdeğerdir…Neyse gelelim diğer konuya…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öngöremediği ve gerçekleştirdiği düşük faiz yüksek enflasyon politikasının ülkeye ve vatandaşlara olan zararını gelin birlikte değerlendirelim:

1-Dünyadaki tüm ülkeler (bir iki tanesi hariç) pandeminin getirdiği arz-talep dengesizliği sonucu oluşan maliyet artışı ve beraberinde getirdiği yüksek enflasyona karşı faizlerini yükseltme yoluna gittiler. Türkiye, düşük faiz politikasıyla büyük bir riske girerek enflasyonunu kademe kademe yukarıya çekti.

2-Enflasyonun hızla yükselmesi ve faizlerin de bilerek düşürülmesi, döviz fiyatlarını yukarıya çekti. Bunun sonuncunda yine zincirleme etkisiyle maliyetlere ve oradan da enflasyona doğru yeniden bir geçiş sürecine girdi.

3-Doların (o günkü fiyatlarıyla 9 TL’den 18-19 TL’ye çıkması) seyri, kamuya büyük bir borç yükü getirmesinin yanında, şirketlerin de bilançolarında ağır bir hasara neden oldu.

4-Kredi risk primi ya da Kredi temerrüt takası-swap'ı (İngilizce: Credit Default Swap - CDS) yüksek seviyelere çıktı ve uluslararası arenada kredibilitemiz zayıfladı. Bunun yanında, kredi bulmakta zorlanmanın yanında güvenirliği az olan ülkeler kategorisinde adımız koyu harflerle yazıldı.

5-Doların hızla yükselmesi, asgari ücretliler de büyük darbe vurdu. 423 dolara tekabül eden asgari ücret, doların şu an 23 TL’leri geçmesiyle 360 dolara indiği görüldü.

6-Enflasyonda dünyada 3. Avrupa’da 1. olduğumuz gerçeği halen değişmedi. ENAG’ın hesaplamalarına göre enflasyonumuz halen çok yüksek seviyelerde geziyor.

7-30 Kasım’da 12,96 olan dolar/TL kuru, 20 Aralık’ta 18,36’ya kadar yükselmişti. TCMB rezervleri kullanılarak ve kur korumalı mevduatla TL tasarruflar dövize endekslenerek tutulmaya çalışılan dolar kurulu model hayata geçtiği tarihten bu yana neredeyse iki kat değer kazanarak 24 liraya dayandı. Doların yükselmesi yılsonuna kadar devam edecek.

8-Merkez Bankası politika faizini yüzde 8,5'ta sabit tutmaya devam ederken, Erdoğan’ın ekonomi modelinde Hazine'nin ödediği faiz ve borç yükü günden güne arttı.

9-Hazine son üç ayda 159.8 milyar TL'si iç borç, 113.4 milyar TL'si de dış borç olmak üzere toplam 273.2 milyar TL borç geri ödemesi yaptı. Bu üç ayda borç servisinin yüzde 59'u faiz ödemelerinden, kalan yüzde 41'i anaparadan oluştu.

10-Türkiye ekonomisi 17 ay üst üste cari açık verirken, Şubat 2023'te 55 milyar dolar ile 10 yılın zirvesi görüldü. 2021 yılının tamamında cari açık 14.9 milyar dolar olmuştu.

ŞİMŞEK OLMAZSA

BAKANLIĞA ADAYIM

Yok yok şaşırmayın, eski bakan Nebati’den çok daha profesyonel olarak işi götürür, finans konularında hakimiyetimi ülkenin tamamına yayarım. Üstelik eski Bakan Nebati’yi dinlerken yanınızda getirdiğiniz ekonomi sözlüğü de beni dinlerken işinize yaramaz…

Öyle ‘epistemolojik kopuş’ ya da ‘nöro iktisat’ terimlerini kurarak da sizin kafasına ağ örmem…Ağdalı dil kullanıp işadamlarının aklını almam…Yüksek enflasyonu düşürücü reçetelerim de elbette yanımdadır. Oldu da Bakan Şimşek başarılı olmazsa, açık açık yazıyorum. Hazine ve Maliye Bakanlığı’na adayım…