Biliyorsunuz, bugünlerde gündemde olan konulardan biri de yediklerimiz. Dost kazığı, at eti, tatsız tuzsuz binalar, bakalım soframızda neler var.
Günümüzde 7’den 70’e popüler olan, kimsenin tadını sevmediği ama zaman zaman önümüze sunulan ve istemeden de olsa yediğimiz, hatta yediğimizin farkına sonradan vardığımız “dost kazığı”, soframızın vazgeçilmezlerinden biri olarak ilk sırada yer alıyor. Dikkatli olun, bu yemeği hazmetmesi her zaman kolay değil.
Sofradaki yemekleri soğutmadan ikinci yemeğimiz olan “Gol”den bahsedelim. Bu yemek genelde beklentilerimizi karşılamaz ve karnımızı doyurmaz. Bizi çoğu zaman büyük bir hevesle sofraya oturtur, ama ters köşe yaparak aç bir şekilde sofradan kaldırır. Heves, bildiğimiz gibi, bu tür durumlarda çoğunlukla kursağımızda kalır. Biz de sadece büyük bir gol yediğimizle kalırız.
Yemekler biraz hazımsızlık yaptı, değil mi? Normal, hep güncel olduğu için sindiremediniz. Şimdi biraz gerçekliklerimizden bahsedelim. Üçüncü ve son yemeğe geçmeden önce bir bardak soğuk suyunuzu hazırlayın. Biliyorum, sofrada "Hiç mi lezzetli bir şey yok?" diyorsunuz. Merak etmeyin, son tabağımızdaki yemekler oldukça lezzetli. Bu yemekleri büyük bir çoğunluğumuz iştahla yedik. Hatta bazen yemedik, yedirdik. Çok lezzetli bulduk, yerken keyif aldık.
Ancak size kötü bir haberim var. Bu tabağımızdaki yemeklerin adı "hileli gıdalar". Bir başkasının daha az maliyetle daha çok kazanması için piyasadan daha ucuza bulup sofraya taşıdığımız etler, at eti çıktı. Başka bir ülkenin, bir yabancının normali olan domuz etini önce ayıpladık, sonra soframıza taşıdık. İşin kötü tarafı, bu son tabaktaki yediklerimiz bizlere birinci ve ikinci yemeğin tadını da tattırdı. Bizim memleketlimiz, hemşerimiz, çoğunlukla aynı dini görüşlere sahip olduğumuz kişiler, daha çok kazanmak için ayıpladığımız yiyeceklerle bize dost kazığını tattırırken; yarasın, şifa olsun, löp löp et olsun dediğimiz bu tabaktaki yiyecekler bizleri löp löp sağlığımızdan ederek büyük bir gol yememize vesile oldu.
At eti, domuz eti, kim bilir dostlarımız bize daha neler yedirdi… İştahınız kaçtı, değil mi? Yazının aslında bu paragrafında konunun yemekler veya sağlık olmadığını anlamışsınızdır. Deprem bölgesi olan Sakarya’mızda yine bizim insanlarımız, sıcak yuvalarımız diye adlandırdığımız, güvenli alanlarımızda kullanılan betonların baharatından çalarak az tereyağlı, tatsız, tuzsuz ve oldukça dayanıksız binalar sundular önümüze. Şiddeti biraz fazla olan ilk depremde büyük hasarlar alacak, belki yıkılacak olan evlerimiz hepimize hayırlı olsun. Amacım mizah yapmak değil aslında, sadece izahı olmayıp mizahı da yapılamayacak şeyleri bazı benzetmelerle gündeminize getirip orada tutmaya çalışmak.
Üç tarafı deniz, her tarafı sahtekâr ve dolandırıcı dolu olan ülkemizin güzel okurları, şimdi suyunuzu içebilirsiniz. Afiyet olsun!
Dost Kazığından At Etine
Tuğba Eğlengül
Yorumlar (3)