-Bundan 18 gün önce nöroloji doktorum EMG çekmem için randevu almamı söylemişti. 3 Nisana randevu aldık ve bugün kız kardeşimle gittik EMG çektirdik. Açık söyleyeyim, hem canım yandı, hem çok yoruldum. Sonunda çekilen EMG raporunu aldık, doktoruma götürdük. Doktorum raporu görünce uzun bir ıslık çaldı. Bunun üzerine;
- “Söyle doktor söyle, yoksa ölecek miyim” dedim.
İçimden şunları söylemek geldi, söyleyemedim.
- “Ölmeden yarimi göreyim mi?
- “Ona veda şarkımı söyleyeyim mi?”
Ayıp olurdu, sululuğa kaçmanın gereği yoktu.
Doktorumun sesi beni kendime getirdi.
- “Yüzümü görmüyorsun. Üzüntülü ifadem yok, yüzümü görsen onu görecektin. Islık, rapordaki verinin çokluğuna dairdi.”
Doğru söylüyordu, bilgisayar yüzünü kapatıyordu. O da beni göremiyordu tabii.. raporu kız kardeşim vermişti, ben yan tarafta kalmıştım.
Sözü uzatmayalım. Üç ay önce yılbaşında bacak ülserine yakalanmış, ayaklarımda ödem oluşmuştu. Cildiye doktorumuzun verdiği ilaçlarla bacak ülseri iki haftada geçti. Yalnız ödem inatçı çıktı. Ödemi yok etmek için bol sıvı alıp tuvalete çıkmaktan gün geldi kollarımda ve bacaklarımda güç kalmadı. Birde buna hastalığın sebebini bulmak için enfeksiyon, kalp ve dahiliye doktorlarına gidip gelmeleri ekleyin; gücüm iyice tükendi. İstanbul’da yaşayan kardeşim aile doktoruna durumumu anlatmış. Aile Doktoru mikrobik olan çocuk felciyle, ileri yaşta beyin damarlarının daralma veya tıkanmasıyla geçirilen felç arasında önemli fark olduğunu söylemiş. Çocuk felci iyileşemeyip, ileri yaşlarda güç kaybına yol açarken, halk dilindeki adıyla inme yani mikrobik olmayan felç iz kalmamacasına iyileşebiliyormuş. Ben ilk guruptaki felçli olduğum için nöroloji doktoruna görünmemi önermiş. Bunun üzerine kız kardeşimle nöroloji doktoruna gitmiş, isteği olan EMG’yi çektirmiştik.
Doktorum bana ilik naklinin gerekli olduğunu belirtince, ameliyat olacağımı zannettim. Kız kardeşimde öyle zannetmişti. Benden önce
- “Abim ameliyat mı olacak?” diye sordu.
Doktorum ilik naklinin damar yoluyla serum takılarak yapıldığını, bundan sonra ayda bir kez serum almam gerektiğini söyledi. Başlangıçta beş gün hastanenin misafiri olacağımı belirtti.
Önümüzdeki Pazartesi günü tedavinin başlama günü belli olacak.
Tedavi ve sonrasının sağlayacağı yararları düşünüyorum. Eski gücümün yarısını sağlasa yeter. Kendimi izlemekten kurtulurum en azından. Sol kulağım yüzde kırk işitme oranına sahip. Bu beni rahatsız etmiyor. Dışarıdan bunu kimse fark edemez. Çünkü diğer kulağımın işitme oranı yüzde yüz. Yaşamımızdaki kimi eksikliklere katlanmamız mümkünken kimilerine katlanamıyoruz. Kendime bunun nedenini çok sordum. Gelgelelim eksiksiz bir şey yaşamın içinde neredeyse yok! Aransa ille bir eksik bulunur. Kabul etmekten başka çare var mı? Elbette konuyu unutup gitmeyecek (iyileşmek için bir yerde unutmakta gerek), elbette çareler arayacağız. Bu insanı güçlü kılar. Bütün yolları deneyip olanı kabul ettikten sonra işi zamana bırakmak iyileşmenin ilk adımıdır bana kalırsa. Hayattan kaçmamalı, inzivaya çekilmemeli.. ister dua ve ibadetle, ister dostlarla söyleşerek, ister bir uğraşla kendimizi aşarak bunu başarabiliriz.
Kendimi aşmayı yaşam bana çocukluğumdan bu yana öğretip duruyor. Öğrendim mi? Öğrenmedim diyemem. Benimde zaman zaman yelkenlerim suya iniyor ama yelkenleri başka rüzgarlarla yeniden şişirebiliyorum.
Bu duygularla önümüzdeki Pazartesi gününü bekliyorum.