Asgari ücret zammı yüzde 54 olurken net maaş 8500 olarak belirlendi. Bu hayat şartlarında ve bu yüksek enflasyonda (ENAG’a göre yüzde 137) ülkeyi yönetenlerin de yeterli gördüğünü sanmıyorum. Aynı şekilde emekliye verilen yüzde 30   zam da bu pahalılık karşısında fazla söze gerek bırakmıyor. 20 yıl önce emekli aylıkları asgari ücretin üzerinde hem de fark atarak seyrediyordu.

Şu an ise yeni düzenlemeyle asgari ücretin 3 bin TL aşağısında….Açlık ve yoksulluk sınırı ile zaten karşılaştırmıyorum. Gerçek enflasyon ile (yüzde 137) asgari ücrete ve emekliye verilen zam oranlarını bir kez daha karşılaştırırsanız, meseleyi daha iyi kavrarsınız kanaatindeyim…

İhracat kısmına gelirsek, 2022 yılını 254 milyar dolar, ithalatı ise 364 milyar dolar ile kapadık. Dış ticaret açığı 110 milyar dolar ile gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin rekorunu kırdık. Bu açığın en önemli sebepleri ise dövizi dizginleyecek politikaların olmayışı…Birkaç örnek verecek olursak;

-1,5 yıl önce dövizi azdıran en büyük etken, yüksek enflasyonda faizlerin düşürülmesi

-Genişletici para politikalarının sürdürülmesi

-Dövizi baskılamak için Merkez Bankası’nın bol miktarda rezerv kullanması

-Kur korumalı sistemi dengelemek için döviz ödemeleri ve yine rezervlerin kullanılması gibi etkenler dövizi rayından çıkardı ve maliyetlerin yükselmesine neden oldu.

Maliyetler yükselince de doğal olarak fiyatlar genel düzeyinin artmasına (enflasyon) neden oldu. İşte bütün mesele burada yapılan hatalardan kaynaklandı. Hatalar zinciri ise halen devam ediyor…

ENAG MI TÜİK Mİ?

Tabiki enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) diyorum. ENAG, sağlıktan ulaştırmaya, gıdadan, giyim ve ayakkabıya kadar birçok farklı kalemdeki ürünlerle ilgili araştırmalar yapmakta. ENAG aylık ve yıllık ekonomik analizler yapan ve ürünlerdeki fiyat değişimlerini kayıt altına almakta.

Bu işi yaparken de TÜİK gibi çok da elzem olmayan pinpon topunu, peynir yada bazı gıdaların üstüne almıyor. Bu yüzden ciddi ve bilimsel veriler karşımıza çıkıyor. Örneğin gerçek enflasyon TÜİK’in bildirdiği gibi yüzde 64 değil, yüzde 137’dir…

Bilimsel verilere inanmayanlar, yaşadıkları hayat şartlarını çok daha iyi biliyor. A’dan Z’ye her ürüne yüzde 100 ve üzerinde gelen zamları, yüzde 64 nasıl yansıtır? Akıl mantık alıyor mu? Bu yüzden TÜİK değil, ENAG diyorum…

YÜKSEK ENFLASYONA BİRKAÇ ÖRNEK

2021 yılı haziran ayı ile 2022 yılı haziran ayındaki artış oranlarına ürün bazında bakalım. Süt 6,66 TL’den 16,84’e çıkmış. Peynir 45,18 TL’den 77,82 TL’ye çıkmış. Yoğurt 10,3 TL’den 26,71’e tırmanmış. Rakamlar dediğim gibi geçtiğimiz haziran ayına ait. Pirinç 14,92 TL’den 29,14 TL’ye yükselmiş. Ayçiçek yağı 20,64 TL’den 46,49 TL’ye çıkmış. Artış oranlarının en düşüğü yüzde 72,2 ile pirinç. Diğerleri ise yüzde 90 ve yüzde 100’ün üzerinde gerçekleşmiş…

Yukarıda saydıklarımız ve daha yüzlercesinin artmasında sadece döviz etkisi yok. Bunun yanında ısrarcı şekilde ithalatın çözüm olarak görülmesi, içerdeki üreticileri baltalamaktan öteye gitmedi. Bunun sonucunda ise döviz talep artışı ve ardından yüksek kur rejimi / düşük TL politikası. Nihayetinde üretim her alanda azalıyor ve bu sarmal tüm kesimleri etkiliyor. Çare mi? İktisatçıların dilinde tüy bitti: Üretim…Üretim..Üretim…

PAHALILIĞIN SEBEBİ DEVLET

Ülkede yıllarca yaşanan maliyet enflasyonunun ve fiyatlar genel düzeyinin yükselmesinin sebebi devlettir. Bir ülkede enflasyon (TÜİK’e göre) yüzde 64 ise vergi, ceza ve harçlara yapılan yüzde 122’lik artış hem adil değil hem de enflasyonla mücadeleye ters düşen bir unsur. Bir yandan enflasyonu tek haneye indirme planınız var diğer yandan da yüzde 122’lik artışla enflasyonu şahlandırıyorsunuz…

Vergi ve harçlar bir maliyet unsurudur. Bunun tabiki enflasyona etkisi olacaktır. Ayrıca, “Herkes 2023 enflasyon hesabını yüzde 20’lere göre yapsın” sözü bir yana, yüzde 122’lik devlet tarafından artış bir yana…Bunu sizlerin takdirine bırakıyorum…