Merhaba, bu hafta ne yazacağım konusunda çok kararsız kaldım. Sizler ne okumaktan hoşlanırsınız ya da ben sizlerle ne paylaşırsam daha çok dikkatinizi çeker diye sizin benden beklentilerinizi düşünürken, köşe yazısı yayınlamam için ayrılan vaktin sonunda buldum kendimi. Anlayacağınız, ben köşe yazım için başlamayı değil, beklentileri karşılayabilmek için beklemeyi tercih ettim. Bu durum bana geleceğimizin kaygısıyla yaşarken yitip giden zamanımızı hatırlattı.

Maalesef ki, gelecek kaygısı bizim ülkemizde 5-6 yaşlarından itibaren her birimize işlenmeye başlıyor. Yetişkinlerin “Büyüyünce ne olacaksın?” soruları ve bu sorulara cevap veremeden, beklentilerini dile getiren “Doktor olacak teyzesi”, ebeveynlerimiz bizlerden önce geleceklerimiz hakkında planlarını yapıyor. Bundan sonra bizlere kalan ise doktor, avukat, hâkim olabilmek için güzel bir liseden mezun olana kadar, “Oku, büyük insan ol.” komutunu yerine getirmek oluyor.

Lise mezuniyetlerimiz ardından, kimimiz kendi istediğimiz, kimimiz ailemizin ve çevremizin bizden istediği, kimimiz ise biraz saygınlık ve özgürlük kazanabilmemiz adına üniversitelere dağılıyoruz. Üniversiteler, tek başımıza neler yapabileceğimizi kendimize kanıtlayabileceğimiz süreyi ve ortamı oluşturuyor. Kimimiz bu noktada kendi kimliğini oluştururken, büyük çoğunluğumuz, eğitimli, diplomalı meslek sahibi olduğumuz üniversite mezuniyetinden sonra hayal kırıklığı yaşıyoruz. Diplomalı işsizliğimiz tebrik edildikten hemen sonra, “Ee, işe ne zaman başlayacaksın?” soruları tarafımıza iletiliyor. Kendi mesleğinde rol bulabilen arkadaşlarımızı eledikten sonra ise, geri kalanımıza, “İyi de, bu senin mesleğin değil ki, o kadar yıl boşu boşuna okudun.” cümleleri belki farklı kelimelerle ama aynı manada söyleniyor.

Şimdi, biraz sakinleşip nefes alarak, şu yazmış olduğum çoğunluğun hayatına dışarıdan baktığımızda, bizler için başkaları tarafından tasarlanmış olan beklentilerle ağaçlandırılmış o dağı çok net bir şekilde görebiliriz. İşte karşımızda, bizleri beklemeye, kaygıya ve kararsızlığa iten o dağ. Sizler de biliyorsunuz ki, bu kadar kaygıya, beklentiye, yani bu dağa rağmen, hayatımız ve geleceğimiz için bir umut var. İşte o umut, bu beklenti ağaçlarıyla doldurulmuş dağın arkasında bizleri bekliyor. Heybetli duran ama gerçekte bir karşılığı, kuvveti olmayan o dağı aşarsak, kendi hayatımızda ve gerçekten bizi bekleyen geleceğe ulaşmamız mümkün. Ve eklemek isterim ki, benim için bir insanın büyüklüğü, bir başkasının gözünde koyulduğu yerle değil, kendisini kendinde konumlandırdığı yerle ölçülür.

Ne demiş Mark Twain: “Yirmi yıl sonra yaptıkların değil, yapmadıkların için pişman olacaksın. Bu yüzden halatları çöz, güvenli limanından ayrıl.”

Umarım, bir ömür beklenti dağına bakarak onu gözünüzde büyütmek yerine, ardınızda bırakarak ilerleyip, dağın nasıl da küçülerek yok olduğuna şahit olmayı seçersiniz. ​