Aile, evlilik sözleşmesiyle kurulan bir birliktelik ve toplumsal hayatın önemli kurumlarından biridir.

Aile çocukların bakımı ve yetiştirilmesi, gelecek kuşaklara kültürel kimliğin-mirasın ve değerlerin kazandırılması, tarihsel ve toplumsal bilincin aktarılmasında birey ve toplum arasında bir köprüdür. Gen (töre) hafızası aile ile aktarılır.

Türklerde aile hayatı töre yoluyla güvence altına alınmıştır. Aile hukuku töreye göre düzenlenmiştir.

Ailenin emniyeti, devletin güvenliğine ve başarısına bağlı olarak düşünülüyordu. Aile ordunun âdeta bir mangası ve devletinde en küçük birliği halinde kurulmuştu.
Hunlarda, Göktürklerde ve Oğuzlarda, sosyolojide “levirat” adı verilen bir aile düzeni vardır.
“Bu düzende babaları ölen oğullar, anneleri ile küçük kardeşlerini ailelerine katıp, bakmak ve beslemek zorunda idiler. Ölen kardeşlerinin eşini ve çocukları da dışarda kalmazlar; yaşayan kardeşler hemen onları kendi ailelerine katarlar ve onlara sahip çıkarlardı. Bu durum o zamanki komşularımız Moğollar ve Çinliler tarafından garipsenir ve hatta Çinlilerce gayri ahlaki bulunurdu (Ögel, 1988: 240).

Türk cemiyetinde ilk sosyal birlik olan aile bütün sosyal bünyenin çekirdeği durumundaydı. Bu birlik kan akrabalığı esasına dayanıyordu
(İnan, 1956:181).
Türklerin dünyanın dört bir yanına dayanmalarına rağmen varlıklarını korumaları aile yapısına verdikleri büyük önemden ileri gelir. Bunun bir delili de Türk dilinde başka milletlerde rastlanmayan zenginlikte var olan akrabalık farklılıklarını belirleyici kelimelerdir (Gülensoy, 1973:.283).
Türk toplumu için gelenekçi bir toplum ifadesini de kullanabiliriz.

Tarih incelemeleri ortaya koymuştur ki, Türk milletini bütünlük içinde tutan iki güç merkezi mevcut olmuştur: Biri ordu düzeni, diğeri aile yapısı. Bunlardan biri bozulduğu takdirde Türk topluluğu dağılmakta veya tamamen yok olmaktadır. Tabgaçların Çinlileşmesine sebep, 5. yüzyılın sonlarına doğru Budizmin kabulü yanında “küçük aile” tipinde olan Türk ailesinin, Çin’deki geniş aile şekline dönüşmesidir (Eberhard, 1989:163).
Aslen Türk menşeden gelen Tuna Bulgarlarının Slavlaşmasında da onların 864’den itibaren Hıristiyanlığa girerek din değiştirmesiyle birlikte, Türk aile bünyesinin Slav tipi lehine bozulması etkili olmuştur (Kafesoğlu, 1988:343).

Türklerde toplum yapısı oguş (aile), urug (aileler birliği), boy (kabile), budun (millet - halk) ve il (devlet) den oluşmuştur.
İlk Türk toplumlarında aileye büyük önem verilmiş, aile devletin temeli olarak kabul edilmiştir.
Kutadgu-Bilig'de törenin anayasa hükmünde, değişmez ilkeleri dört tanedir. Könilik (adalet), Uzluk (iyilik - faydalılık), Tuzluk-tüzlük (eşitlik) ve Kişilik (insanlık).

Türk töresinde aileyi ayakta tutan ilkelerdir. Aile devletin temel taşı olması sebebiyle temel ilkeler öncelikli olarak ailede atılıyordu.

Türklerde babaya “kang” denilirdi.
MS. 1000’lerde bu kelime yerini “ata”ya bırakmıştır. Anadolu’da ise babaya “ece, ici, ede, eye” de denir. Daha çok evin büyüğü için söylenirdi.
Osmanlı döneminde anne, baba yani ebeveyn için daha güzel deyişler kullanılmış ve “uluca” demişlerdir. Annenin babası içinde saygı duymuşlar ona da “ana ata” denilmiştir.
“Ataç” hem babacığım hem de babasına çeken oğul karşılığı olarak da kullanılmıştır. Çünkü eskiden babadan oğula doğuştan birçok özellikler geçtiğine inanılırdı. Bunun için Türkler arasında şu deyim kullanılırdı: “Babanın yalnızca yeri değil, şerefi ve onuru da oğluna kalır.”

Türk toplumunda da dünyanın diğer medenî toplumlarında olduğu gibi kadın unsuru dilin ve kültürün aktarıcısı konumundadır; hatta “ana-dil” ifadesi de buradan kaynaklanmaktadır.
Türkler'de anneye “ög” denildiği görülmektedir. Bugün kullanılan “öksüz” kelimesi de buradan gelmektedir. Babadan sonra aileyi anne temsil ederdi. Annenin yeri diğer akrabalardan daha ileri olurdu. Babanın mirası anneye kalır ve çocukların da vasisi ana olurdu (Devlet -Ana).
Türk tarihinde kadınların hükümdarların naibi olabilmeleri ve devlet içinde büyük bir söz sahibi olmaları da bundan ileri geliyordu. İslâmiyetten önceki zamanlarda ev sahibi olan kadına eş / evdeş denmektedir.

Yakut Türklerinde evlenmek “sönmez bir ateş yakmak”, Uygur Türklerinde ise “kavuşmak” olarak tanımlanmıştır. Eve gelen gelin, evi aydınlatan bir ışık olarak görülmüştür.

Düğün Türklerde bir toydur. Buna Harzemşahlar çağında "Gelin Toyu" denmiştir. Dede Korkut' ta, nişan toyuna "Küçük Düğün", evlenme toyuna da "Ulu Düğün" denir. Toy ya da düğün bayrağı da bütün Türklerde görülen yaygın bir gelenektir.
Düğün aşı ve açları doyurma anlayışı da bütün Türklerin ortaklaşa inançları arasındaydı. Toy ve düğün ateşi de Türk toylarının bir özelliğidir. Yarışlar, güreşler gibi tören şenlikleri, bütün Türk toylarında görülen eğlencelerdir.

Türk ailesi pederşahi değil; pederi ailedir.
Ailede herkesin söz hakkının, miras hakkının olması, aile bireylerinin tabiri caizse babanın malı değil; hür birer insan olarak kabul edilmesinin göstergesidir.
Türk ailesi, çağdaşı toplumların ailelerinden her yönüyle daha medeni ve daha ileri anlayışlara sahiptir. Örnek vermek gerekirse; o dönemde diğer toplumlarda görülen çocuğun satılması, öldürülmesi (Grek, Çin, Hint, Roma), kız çocuklarının hiç değer görmemesi ve diri diri gömülmesi (Arap), kardeşi ve kızları ile evlenme (Hint-
İran), birbirlerinin eşlerini satın alma, karısının çocuk yapması için başkasına takdim
etme (Grek, Hint, Arap), kadınları yakma (Hint) gibi insanlık dışı adetlere Türklerde hiç rastlanmamaktadır.
Türk aile yapısı karşılıklı sevgi, saygı ve güven inşası esasına dayanıyordu.
Ana, baba ve çocuklar arasındaki ilişkiyi, himaye etmeyi, bu inşa düzenliyordu.
Bu durum yazılı kaynaklara da yansımıştır.
Dede Korkut hikâyelerinde kocaya;
"Berü gelgil başum bahtı, ivüm tahtı
Han babamun güyegüsi
Kadın anamın sevgüsi
Atam anam virdügi
Göz açuban gördügüm
Könül virüp sevdügüm"

Bugünkü Türkçe ile:
“Beri gelgil başımın bahtı, evim tahtı, han babamın
güveyisi, kadın anamın sevgisi, atam anamın verdiği, göz açıp gördüğüm, gönül verip
sevdiğim a Dirse Han”

11 ERGİN Muharrem, Dede Korkut Kitabı Metin-Sözlük, Ebru Yayınları, İstanbul 1986.
........
Günümüzde özellikle görsel ve yazılı yayın yoluyla Türk aile yapısı tehdit altındadır. Gayr-i ahlâkî olarak normalleştiren ve algı oluşturan güncel programlar, ensest temalı aile onurunu zedeleyen diziler, sübliminal içerikli çizgi filmler, dijital mecralarda etik olmayan paylaşımlar, hatta aile mahremiyetinin her alanının paylaşılması, beğeni ve takipçi kazanmak uğruna laubalice eşlerin birbirlerini itibarsızlaştıran çekimleri, kişilerin karşı cinse kolayca ulaşması ve erişmesi, evlilik öncesi flört altında paylaşım-yaşama, sorumluluk almama zafiyeti, bekaret ve aile mahremiyetinin yitirilmesi.....
Bu minvalde aile, ahlâk erozyonu altında kaybolup giderken azalan nüfus-ürememek ülkenin başat konusu olmuştur.
Devletin temeli olan aileye, dinamit döşenmesi asla kabul edilemez. Asıl iç- savaş kayıp budur.

Devlet kurumlarınca ivedi olarak kırmızı alarmla çözüm ve dönüşüm inşasına geçmek ihtiyacı hâsıl olmuştur.
Kutadgu Bilig ve Dede Korkut'ta yazılanlar, gerçeğin ta kendisidir. Şimdilerde ise yapay ve dijital aile masalları izliyoruz-dinliyoruz....