Ne bade içtim ne de rüya gördüm. Ne elma yedim ne nar saçtım düşümde.  

  Hani edebiyatımızda aşık (halk ozanı) olmak için bunlardan en az birini yaşamak şartı vardır ya, o güne dek eline saz almamış, alıp teline dokunmamış, okuma yazması olmayan kişi, düşünden uyanır uyanmaz hem çalar hem söyler hem okur hem de yazar ya hani. İşte bendeki bu hal de ancak buna benzer bir durumla açıklanabilir gibi geliyor nedense. Okuma yazmam var çok şükür de nota bilgim sıfır. Bütün bu engin bilgisizliğime rağmen bir kez elime almak şöyle dursun yanından bile geçmediğim o enstrümanı şu an elime verseler şakır şakır çalacakmışım gibi hissediyorum. Ciddiyim. Üstelik bu duygu yeni de değil ancak söylemeye cesaret edebildim. Hayır madem "telli çalgı" olacak, saz olsun. Nihayetinde dedemden kalma yeteneğim varmış derim. (Çok güzel çalarmış rahmetli, sesi de pek güzelmiş.) Üstelik aşıklık geleneğine de uygun, en basitinden içimdeki bu karşı konulmaz istek genetikmiş der geçerim. Ya da gitar olsun. Onu da anlarım. Hem evde de var. Elimin altında, gözümün önünde. Öyle arayıp bulmaya, para verip almaya da lüzum yok. Sırf tel sayısı bakımından düşününce keman olsun bari değil mi? Yoksa ses çıkartabilmesi de çalması da ayrı bir dert olduğunu bilmeme rağmen topu topu dört teliyle bir şekilde uğraşır insan, ama yok! Onca dört beş telli çalgı içinden sen git yetmiş sekiz telli olanı aşerir gibi iste ve işin daha da tuhaf olanı eline aldığın gibi çalabileceğine inan.
   Daha önce hiçbir şeye karşı böyle talepkâr bir tavrımın olduğunu hatırlamıyorum. Yani ayıp bile gelir sonuçta. Koca kadın, hiç çocuğun tutturduğu elma şekeri gibi "Kanun" ister mi canım? Hoş mu yani? İster. Üstelik öyle hoş ki. Ayrıca benimki şımarıkça bir ısrardan daha çok bir buluşma anı hayali gibi. Gözlerimi kapayıp bir Kanun'u kucaklayacağımı ve tellerine yavaş yavaş dokunur dokunmaz çalabileceğimi düşünürüm hep. Sadece mızraplarına dokunarak kendimi bütün yaralarıma deva gelecek olan o mülayim sese teslim edeceğimin hayalini kurarım. Nota okuyamam, doğru ama koca bi orkestranın içine koysunlar Kanun'un sesini şıp diye bulurum. Yedi mahalle öteden çalınsa işimi yarıda bırakıp ona kulak kesilebilirim. Hele işin erbabından dinleyince sanki bütün işlerimin rast gideceğine inanırım.
   Heyecanım hakikaten görülmeye değer, abartmıyorum. Nasıl desem o tınıyı duyunca resmen mest hatta sermest oluyorum. Dizimin üstünde değil başımın üstünde yeri var gibi geliyor. Hatta parmaklarımın ucuna benden habersiz mâni olamadığım bir aşk birikiyormuş gibi geliyor. Biliyorum devlet gibi ihtişamlı, mahkeme kararını düşündüren bir adı var: “Kanun”.

   Bir bilsem bi anlasam nereden gelir bu heves? Sonra gelip geçici bir heves mi yoksa tutku mu? Hiç ama hiç bilmiyorum.
Şu an sadece içimde taşıdığım bir hayali daha günle güneşle buluşturdum, el alemle tanıştırdım diye gayet mutluyum. İçimde tutunca ne olacak ki sanki? Ayrıca neden olmasın? İnsan içinde büyüttüğü hayale sırf çevresi garip karşılayacak diye neden mesafe koymak zorunda hisseder ki kendini? Neden etraftan gelen sesler bu kadar mühimdir? Neden hep verilen kalıplara sığmaya uğraşarak yaşamak zorunda kalırız?
  Hatırladım. Buna benzer bir duyguyu bir kere de ortaokul yıllarımda yaşamıştım. Bir daktilom olsa keşke deyip kendimi hep onun başında hayal ediyordum. Yazar olmak istiyordum ve elimde sadece daktilom olsa kim bilir neler neler yazarım diyordum. Aradan ablamın harçlıklarını biriktireceği kadar yıl geçmiş olmalı ki okulum bitmeye yakın ablam bana” sana daktilo aldım” deyip çıkagelmişti bir gün sevincimi ölsem unutmam günden sonra evin içindeki takada tukada seslerini varın siz düşünün. Sabah akşam kafama ne geliyorsa durmadan yazıyordum ve hala onun sayesinde yazmaya devam ediyorum. Bu art arda gelen sınavlarda gençlerin çalışmaktan içlerini duyup dinlemeye, yeteneklerine kulak vermeye vakitlerinin pek olmadığını görünce diyeyim dedim, kendinizi fark etmenize örnek olmak için beni bu yaştan sonra Kanun’un başına oturtmayın gençler! Üç buçuk oktavlık ses daktilonun sesine de benzemez ona göre. Siz de kimseye benzemezsiniz ve benzemek zorunda değilsiniz. Güzelce dinlenin ve tercihlerinizi iyi yapın. Yazının içine gizlediğim şarkı da benden size gelsin benim için dinlemeyi unutmayın.