HAYATIN TATLARI VE HAYATIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Japon antropolog Kalyo Yasuo, ülkemizin içinde bulunduğu kültür erozyonundan söz ederken “Batı bir ülkeyi savaşmadan yok ediyor” demişti. Bu sadece kültürle sınırlı değil tabii. Kendi kendimize yaptığımız kötülükle çalışma ahlakı ve gereğinin ortadan kaldırılıp, at yarışı, milli piyango, şans topu, süper loto, iddia gibi şans oyunlarının özendirilmesi de buna eklenmelidir. Hele hele alınan göçleri hiç unutmamak gerekir. Batı, yani Amerika, İşgal ettiği ülkelerdeki insanları göçe zorlayarak komşu ülkelerin nüfus yapısının değişmesine yol açıyor. Bir ülkeyi yok etmenin birçok yolu vardır. Var oluş felsefesini oluşturan hâkim unsuru azaltmakta bunlardan biridir. Son yıllarda maruz kaldığımız göç dalgası bu yüzdendir. Tıpkı kültürel yozlaşmaya karşı olduğu gibi nüfus hareketlerine de sessiz kalınmaktadır. Neden sessiz kalınmaktadır hiç merak edilmez mi? Ben merak ediyorum ve nedenlerini bilmek istiyorum.

İki kutuplu dünyanın sonu olan komünizm sonrası dünya düşüncesini uygulamaya sokulmasını sağlayan eski CIA yöneticilerinden Graham Fuller ile Amerikan istihbaratının en önemli stratejistlerinden, eski diplomat ve istihbaratçı, zamanının Amerikan ulusal istihbarat ve araştırma bakanı, yazar ve danışman Morton Abramowitz gibi birkaç yazar ve görev adamı ülkemize yol haritası çizmiş durmuşlardır. Fuller’e göre “Türkiye ancak Kemalizmi, üniter devleti, Misak-ı Millî’yi unutursa eski gücüne kavuşacak, dünya sahnesinde büyük bir güç olarak konumlanacaktır.” Bunun için Türkiye’nin Abramowitz’in ortaya attığı “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar güçlü Türkiye” sloganını edinmesi gerektir. Göçlere her ne kadar “geçici sığınmacılar” dense de ulus devletten vaz geçişin, kurucu felsefeyi terk edişin işareti gözüyle bakmak gerekir. Çünkü; 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne göre Türkiye Doğudan gelenleri ben göçmen kabul etmem demiş, şerhini koymuştur. Bu durumda doğudan gelenler can derdine düşerek gelmiş olsalar bile büyük devletlerin güttüğü niyetle tehlikeli olabilecek boyuttadır.

1967 yılında Demirel bu yasadaki süre sınırını kaldırmış ve Avrupa dışından gelenleri ben göçmen veya mülteci statüsünde kabul etmiyorum demiştir. Hükümette 2013 yılında bir yasa çıkarttı Suriyelilere “geçici sığınmacı” dedi. Mülteci, göçmen ve geçici sığınmacı kavramları birbirinden çok farklıdır. Bunların hukuken birbirine karıştırılmaması şarttır!

Türkiye Cumhuriyeti anayasasında vaz edilen eşitlik ilkesi sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları içindir, yabancılar için değildir. Eşitlik ilkesine örnek; mesela yabancılar köy sınırlarında gayrimenkul edinemezler. İnsan haklarına o kadar çok vurgu yapılır ama bazı gerçeklerden hiç söz edilmez. Mesela; Avrupa ve Amerika kendi vatandaşlarına sağlık hizmetlerini ücretsiz verirken yabancılara ise ücret uyguluyor. İngiltere kendi vatandaşına 3 bin pound’a üniversite eğitimi verirken yabancıya bu fiyat 15 bin pound’a çıkıyor. Avrupa korona sebebiyle vatandaşlarına milyarlarca avro yardım yaptı ama yabancıya 1 avro bile vermedi. Bu üç örnek bile her şeyin Nagehan Alçı’nın söylediği gibi olmadığını gösterir.

Üstüne birde Afganlı göçleri çıktı. Şimdiden iki milyonu bulan bu göçlerden toplumu çok rahatsız eden işaretler geldi bile. Haklarında soruşturma başlatılanlar olduğunu öğrendim. Afganistan’dan gelenlerin eğitimleri yok, makine bilgisi yok! İnşaat işçisi değil, tekstil işçisi değil. Bunları bir işe yerleştirmek mümkün görünmüyor. Bugünkü gibi “saldım çayıra, Mevla’m kayıra” ile olmaz bu işler. Hem bak, Hatay’da Suriyeli korunmacılar Türk’lere “Burası bizim eyaletimizdi, Hatay’ı bir oldubittiyle aldınız, siz gidin” demeye başladılar, ihtilaf çıkarıyorlar.

Önceki yazımda yazdığım gibi; “Osmanlı İmparatorluğu bir balkan devletiydi. Bu yanıyla Avrupalıydı. Onu balkanlardan kovdular. Amaç Osmanlının, dolayısıyla Türk’ün Avrupa ile ilişkisini ve bağlarını kesmekti. O kadarla kalmayıp Anadolu’nun küçük bir bölümünde kalmaları istendi. Sevr antlaşmasını bunun için dayattılar. Cumhuriyet Sevr antlaşmasını yırtarak verdiği mücadele sonunda Anadolu ve Trakya’yı kurtarabildi. Şimdi Türkler Anadolu’dan da sürülmek isteniyor. Bu sürülme; azaltma, azınlığa düşürme şeklinde uygulanmaya başlandı. Amerika’nın Afgan göçünü organize ettiği biliniyor. Tıpkı Suriyeli Arapların Türkiye’ye kaçması sırasında oynadığı rol gibi.. Orda da amaç bir taşla iki kuş vurmaktı.”

Toroslardaki orman yangınlarına da bu gözle bakalım. Oradaki Yörükler yerlerinden yurtlarından edilmek isteniyor olabilir. İnsansız bırakılmış yerler sahipsiz bırakılmış yerlerdir. Öyle yerler daha kolay elde edilir. Atatürk şunları boşuna söylememiştir; “Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları’na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.”

Tabii uyanık olmamız birincil gereklilik. Özellikle yöneticilerimizin göçler konusunda acil önlem almaları, yapmaları gereken şeyleri zamanında yapmaları da şart!