"Bazen bir  dost ya da bir çiçekle evime gelirsin." diye bir şarkı sözü vardı Sezen Aksu'nun. Evime gelen kıymetli bir misafirimin elindeki nergis buketini görünce "hoş geldin" demeden bu şarkıyı mırıldanmak geldi içimden. Zarafet, sen ne güzel şeysin dedim. Sen ne güzel bir şeysin.

Kucakta yeni doğmuş bir bebek hassasiyetiyle taşınan bir demet nergis, taşıyan ele de takdim edilene de ne iyi gelir.  Diyeceğim mest oldum. Yepyeni projelere imza atmak için hevesli ve tecrübeli bir ilkokul öğretmeni inceliği işte.

Vazoya özenle yerleştirip iki koltuğun arasındaki sehpaya koyduk önce. Kahve fincanlarımızın yanında da çok hoş durur diye bir süre de orada ağırladık kendilerini. Laf lafı açtı, kitaplardı, yazarlardı, falandı, feşmekândı derken saat nasıl ilerledi anlayamadım.                

Misafirimi uğurladıktan sonra orayı burayı  toplamak için odalar arası gidip gelirken evin her yanına nergis kokusunun yayılmasını hiç garipsemedim ilkten bilakis hoşuma bile gitti. Ne  zaman ki akşam saati şöyle bir beş dakika salona geçip uzun oturayım dedim, genzimin resmen yandığını hissettim. Bu kadar keskin bir koku bir demet çiçekten gelemez diye düşünüp, pencereyi araladım!

Benim bildiğim nergis koklamak, geniz tıkanıklığını açar, baş ağrısına birebirdir, sinirlere kadar ulaşmış yaraları iyileştirici gücü vardır, hâsılı başlı başına şifadır. Bu koku ağrı olup benim başıma sinsi sinsi girdi resmen. Sonra, nasıl unuttum insan denen tacir çiçeklere de elini atmıştı çoktan!

Renk renk açsın diye kartopu çiçeğine boya enjekte edildiğini öğrenmiş, üzülmüştüm. Ardından nadir çiçek açan kaktüslerin üst kısmına sırf satılsın diye silikonla yapay çiçek yapıştırıldığını görünce çok şaşırmıştım. Gül yapraklarına daha albenisi olsun diye parlak bir sprey sıkıldığını da biliyordum da nergisin üstüne, kokusunu daha uzun soluklu  muhafaza etsin diye kendi kokusunu yetersiz bulup parfüm sıkıldığını bilmiyordum. Çiçekçilerin çiçeklerin üzerine sıktıkları  yoğun aromalı parfümler sözüm ona müşteriyi tavlamanın bir yoluymuş. Bir nergis kalmıştı insanın el atmadığı. Dibimizde insanın bu şeytani hamleleri varken yapay zekânın yapabileceği şeylerden korkmak, çok uzağa gitmek olur. Kandırma yöntemleri listesinin içine “koku ile kandırma”yı da ekleyelim bakalım.

Bana kalsa öyle tezgâhlarda, çarşıda, pazarda, vitrinlerde satılan envaiçeşit parfüm şişeleri de insanı bir düzenbazlığa itmek için var. Sizin teninizin kokusu size yetmez, biz size koku verelim, biz sizi kandıralım, siz de başkalarını... diyen bir alicengiz oyunu. “Avını kokunla tavla!” kabilinde bir sinsi mesaj var bütün parfüm reklamlarında.

Ah burada da çuvallıyoruz ne yazık ki! Parfüm kullanmak yakınlaşmaya davetiye değil, mesafe koymaya delildir. Özeldir insanın kokusu, en yakınlarına saklanmalıdır, dense işte o zaman alicengizlerin işine çomak sokmuş, oyunu bozmuş oluruz.