Çocukken hepimiz aynı cümleler ile avutulduk değil mi?
“Kadınlar da erkekler kadar her şeyi yapabilir.”
“Bu devirde kadın olmak zor; ama kadın olarak da başarmak zorundayız.”
Ama sonra büyüdük ve aslında gerçeğin çok da aynı olmadığını gördük. Eşitliğin sadece bir kelime olduğunu, çoğu zaman bizi avutmaya yarayan tarafını bilmekten ibaret kaldığını anladık. Özellikle çalışma hayatında, hele bir de annelikle sınanıyorsan…
Neden mi bu kadar sorgulama gereği duydum? İşte buyurun sebebi….
Taze bir konu, canımızı sıkan yeni bir haber ile yine gündemimizde… Neden birilerimize uygulanan hak dediğimiz şey, kimin çalıştığına göre değil de; kimin yaşadığına göre tanımlanıyor? Eşitlik hepimiz için olmalı değil mi? Gündeme gelen ve uygulanmaya taze taze başlanacak olan bazı yönetmelikler ülkenin vicdanını sorgulatan cinsten.
Resmî Gazete’ de yayımlanan bir yönetmelik, devlet memurlarına çocuklarının ilköğretime başlayana kadar yarım zamanlı çalışma hakkı tanındığını müjdeliyor. İlk bakışta insani, aile odaklı, çağdaş bir düzenleme gibi duruyor. Ve evet, bu düzenlemenin yürürlüğe girmesi sevindirici. Ancak madalyonun diğer yüzüne baktığımızda, bu hakkın yalnızca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olanlar için geçerli olması, "eşit haklar" meselesini yeniden sorgulamamıza neden oluyor.
Peki ya aynı şekilde çocuk sahibi olan, annelik veya babalık yapan özel sektör çalışanları? Ya kadrolu değil de sözleşmeli çalışanlar? Ya iş bulamayan, günübirlik işlerle geçinenler? Onların çocukları daha mı az ilgiye muhtaç? Onlar anne-babalık yaparken neden bu haklardan yararlanamaz?
Aslında bu durum, ülkemizde sıkça karşılaştığımız bir gerçeğin sadece bir konu üzerine yansıması: Haklar ve yaptırımlar herkese eşit uygulanmıyor.
Bazılarımız doğuştan bir adım önde, bazılarımız ise sistemin en başında elenmiş oluyor. İş sadece çalışma hayatıyla da sınırlı değil. Barınma hakkından eğitim olanaklarına, sağlık hizmetlerinden hukuki yaptırımlara kadar her alanda benzer örneklerle karşılaşıyoruz. Sadece bununla da kalmıyor, işlenen en ağır cezalarda tutun da basit bir toplumsal eylem suçunda dahi kişilerin ünlü, sırada bir vatandaş, devlet memuru yada siyasi kimlikleriyle adalet kantarını değiştirebiliyor.
Benim çok sorguladığım bir durum var. Devletin görevlerinden biri de, vatandaşına eşit hak ve fırsatlar sunmak değil midir? Oysa ben kendimi bildim bileli birilerini "daha çok hak sahibi", birilerini de "azla yetinmek zorunda" olmaya ikna ederek yaşıyoruz. Artık bu bir alışkanlık haline geldi, insanlar temel haklarını bile talep ederken utanır oldu.
Artık lütfen şunu hepimiz sorgulamalıyız?
Bugün çocuk sahibi bir devlet memuru için tanınan yarım zamanlı çalışma hakkı, neden tüm ebeveynlere uygulanamıyor?
Ve daha da geniş bir bakış açısıyla bakacak olursak:
• Neden bu ülkenin bir köşesindeki çocuk en iyi okullarda eğitim alabilirken, diğer köşesindeki çocuklar okul yolunda çamura bulanıyor?
• Neden birileri geçim derdindeyken, bir başkası israfın tarifini bile unutur hâlde?
• Neden haklar, ihtiyaçlara değil de statülere göre dağıtılıyor?
Daha yaşanılır ve ayrımcılığın olmadığı bir ülkede olmak dileğiyle….. Gamze Eğlengül Efe