“Yargı” dizisinde “Neva” isimli karakteri canlandıran oyuncu Başak Gümülcinelioğlu oyunculuk eğitimi için gittiği Los Angeles’ta bir taksici ile arasında geçen kısa sohbeti sosyal medyada yayınladığı videoyla paylaştı. Gümülcinelioğlu O videoda şunları söyledi:
“Burada başıma çok tatlı bir şey geldi. Takside Porto Rikolu bir şoföre denk geldim. Türk olduğumu söyleyince heyecanlandı ve ‘Biz karımla 30 yıldır evliyiz. Ancak son zamanlarda anlaşamıyorduk. Birlikte beraber bir şeyler yapamaz hale gelmiştik, sonra karım bir Türk dizisi izlemeye başladı. Ben de o diziyi izlemeye başladım, beraber her akşam bir şeyler yapmaya başladık. Film izlemeye gittik. Böylece eşimle evliliğimizi kurtardık’ dedi. Dizinin adını sorunca ‘Yargı’nın adını söyledi. Kendisine ‘Bir dönüp arkaya bakar mısınız?’ dedim. Döndü ve ‘Neva’ dedi. Çok duygulandım. ‘Karımı arayabilir miyim?’ dedi. Durduk, eşini görüntülü olarak aradık. Yargı’dan ayrılalı bir yıl oldu ve bu duyguyu yaşamak paha biçilmez…”
Daha önceki yazılarımda dizi sektöründe Amerika’dan sonra dünyada ikinci sırayı aldığımızı yazmıştım. Oyuncu Başak Gümülcinelioğlu’nun paylaşımını bunun onayı niteliğinde gördüğüm için sizlere sunmak istedim.
Atatürk’ün “Türk; öğün, çalış, güven” sözü boşuna söylenmiş bir söz değildi. Osmanlının çöküş döneminde halka yerleşmiş olan güvensizliğin, ataletin ve gafletin atılması için söylenmiş, yol gösterici, yönlendirici bir sözdü. Yönse çalışmaktı. Çalışmadan bir şeyi başarmanın mümkün olmayacağı, mümkün olmayan yerde övünmenin kuru bir avuntu olacağı da gerçek değil midir? Dizi sektörünün başarısı çalışmanın önemini kanıtlar bizlere.
Dizi sektörü bir örnek. Başka örneklerinde olmasını gönül ister. Gelgelelim bir çok sektörde bunu göremiyoruz.
Nasıl görelim ki?
Ülkemizde kimi iş dallarında köleci anlayış egemen. Bu kölelerin düşük eğitimli olmaması da aranan şartlar arasındadır. Acaba bunun için mi Üniversite mezunu gençler bu iş ilanlarına ilgi göstermektedirler? Bu başvurular çaresizlikten başka bir şey değil mi yoksa?
Sizlere iki iş ilanı örneği sunmak istiyorum.
1:
“En az Lise mezunu,
Erkek adaylar için askerlikle ilişiği bulunmayan,
Ekip çalışmasında başarılı,
Müşteri odaklı çalışma prensibini benimseyen,
Yoğun iş temposuna uyum sağlayabilen,
Prezentabl (yabancı kelime hayranı görgüsüzlerin demek istediği şu: Sunuma hazır, derli toplu, düzgün giyinen kişi )”
2:
“Şirketimizde ofis içerisinde bizlere yardımcı olacak
Yeniliklere açık,
Meraklı,
Girişken,
Giyimine özen gösteren,
İletişimi iyi,
Sosyal medya ile ilgili,
Verilen görevleri takip ederek sonlandıracak, çalışma arkadaşı aranmaktadır.”
Diyelim ki aradıklarını en az lise mezunları ya da lise düzeyine düşürülmüş kimi üniversite mezunları arasında buldular.
Bunların bir çoğunun ne kadarı iş yeri vakarına özen gösterir biçimde giyinecek gelire sahiptir?
İşe yeni başlayan kişide gelirin olmaması kadar doğal bir şey yok, o durumda temiz ve düzenli olmak şartı hariç bunun istenmesi bana göre yanlıştır.
Yoğun iş temposuna uyum şartı da köle aradıklarının açık kanıtıdır.
Yasalarda çalışma saatleri sekiz saat olarak belirtilmiştir. Bunun üstüne eklenen saatler ücretlendiriliyor mu?
Geçenlerde bir arkadaşım üniversite mezunu oğlunun girdiği iş yerinde 12 ila 15 saat arasında çalıştırıldığından söz ediyordu. Üstelik fazla mesai ücreti verilmiyordu.
Bugün geldiğimiz noktada işverenlerin maliyet artışlarından söz edilecektir. Enerji, ham madde ve işçilik maliyetlerinin artışından dem vurulacaktır. Bunların göz önünde bulundurulması gerekir ama konumuz işverenin işçiyi acımasızca kullanması konusudur. Gerçekten işçi bir mal veya malzeme gibi sonuna kadar kullanılmaktadır.
Atatürk’ün “Türk; öğün, çalış, güven” sözü, diğer bütün sözleri gibi unutulmuş, unutturulmuştur. Dizi oyuncusu Başak Gümülcinelioğlu gurur duyduğu ve övündüğü durum iş dünyasında ne yazık ki yoktur. Bugün yaşanan diğer derin olumsuzluklara değinmiyorum bile.