Son zamanlarda ne kadar da çok bunu düşünür olduk değil mi? Verilen cezalar mı yetersiz; yoksa hukuk sistemimizde büyük açıklar mı var, anlamak mümkün değil… Her sabah yeni bir adli vaka ile uyanmamız da işin korkunç tarafı… Kimisi çocuk, kimisi kadın, kimisi de istismara açık başka bir canlı. Artık işlenen suçlar için toplumumuzun verilen kararlara hoşgörü ile iyi bir hali kalmadı maalesef.
Hukuk, bir devletin en büyük yapı taşlarından biridir. Tarih boyunca yıkılan her sistemin ardında, adalet duygusunun zedelenmesi ve halkın devlete olan güveninin sarsılması yatar. Terazinin bir kez bozulması, işlenen suçlara denk düşmeyen cezaların verilmesine, bu da gelecekteki suçların adeta teşvik edilmesine neden olur. Ülkemizde son yıllarda artan adli vakaların ortak noktası ise cezaların yetersizliğidir.
Benim hafızamda kalan birkaç örneği hatırlatmak istiyorum.
Alperen Sakin Davası (İzmir, 2024)
Anaokulunda servis aracında unutulan 4 yaşındaki çocuğun ölümüne sebep olan sürücü ve okul yetkililerine verilen ceza ne yazık ki vicdanları sızlattı.
Üniversite Öğrencisi Zeynep Yıldırım’ın Ölümü (Antalya, 2024)
Eski erkek arkadaşı tarafından öldürülen üniversite öğrencisinin davasında iyi hal indiriminden dolayı toplumun adalete olan güveni yerle bir oldu.
Mattia Ahmet Minguzzi’ nin bıçaklanarak pazarda ölümü (İstanbul, 2025)
Kadıköy'deki bir bit pazarında alışveriş yaparken 15 yaşındaki bir çocuk tarafından beş kez bıçaklanarak öldürülmesi ve davanın hala sonuçlanmaması.
Bugün bir kadına düzenli olarak şiddet uygulayan biri, birkaç yıl sonra "pişmanım" diyerek sokağa çıkabiliyor. Veya bir çocuk bıçaklanmasında bıçak aletinin kesici alet olmadığına karar verilebiliyor. Bir istismarcı raporla “akli dengesi yerinde değil” bahanesine sığınıp hastaneye gönderilerek kurtulabiliyor. Ve tüm bunlar toplumdaki birçok tepkiye rağmen hala işlenen her suça tekrar tekrar kılıf olabiliyor.
Oysa ceza, yalnızca suçluyu cezalandırmak için değil; aynı zamanda yeni suçları önlemek, topluma caydırıcı bir mesaj vermek için vardır. Ceza, geçmişin hesabını görmekle kalmamalı; geleceğe de adaletin ağırlığını taşımalıdır. Peki biz, toplum olarak neyin değerini hafife alıyoruz da cezaların ağırlığını hafifletiyoruz? Hangi değeri göz ardı ediyoruz bu kadar kolay?
Kadının yaşam hakkını mı?
Çocuğun güvenliğini mi?
Yoksa insan hayatının kendisini mi?
Ben şunun inancındayım. Eğer bir ülkede işlenen suç, adaletin terazisinde gerektiği gibi tartılamıyorsa, o ülkede sessiz kalan herkes bu suçun dolaylı ortağıdır. Öyle bir dönemdeyiz ki, her görmezden gelinen suç, bir sonraki suçun önünü açıyor; hatta gelip bizim ayağımıza dolanıyor. Bu gidişata dur demek zorundayız. Toplum olarak birlik olmalı, adalet sistemimizi güçlendirmeli ve insanlığımızı korumak için hep birlikte ses yükseltmeliyiz.
Adil bir dünyada, kimsenin korkmadan yaşadığı günlere kavuşmak dileğiyle... Sağlıcakla kalın.
Gamze Eğlengül Efe